Deneme 2 dk okuma

Ben Bu Dünyada Eksiğim

Eksiğim, çünkü hayatımın hiçbir alanında bu gri şehrin bana öğrettiklerini unutmak gibi bir gaye içerisinde olmadım. Çünkü tamamlanmak, hepimize özgü olarak belirlenen bir kural gibi dayatıldı bize. Evet, haklısınız, kimse yalnız ölmemeli; ama yalnızlığınızın karanlığında size ışık olmayacak biri ile yürüyor oluşunuz sizi yalnızlıktan kurtarmayacağı gibi, üstüne üstlük o karanlığa yanınızdaki insanı da hapsetmiş oluyorsunuz. Ben görülmeyeni gören tarafım. Bu size garip gelebilir: Yaşamımın en uzun zamanlarından gördüğüm en kısa zamanlara kadar insanların davranışlarını, konuşmalarını, ses tonlarını sayısız kez analiz etmiş ve zihnimde hepsine bir yer ayarlamışımdır. Tanıştığım, bildiğim, yolda yürürken izlediğim, otobüsün camından bakarken gördüğüm tüm insanlığın aslında birer kopyadan ibaret olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Aptal insan taklidinin tüm çevrenizin sizden bir şeyler kaçırdığını fark ettirmediklerini düşünmeleri ile aslında insanların ne kadar narsist ve acımasız olduğunu öğrendim. Güven tek başına kazanılan bir eylem değildi, fakat güvensizliği kendine kalkan olarak kullanan insanların hep güven üstüne yedikleri bıçak darbelerinin izlerini saklamak istediklerini de belirtmekten kendimi alamam. Yirmi dört saate sığdıramadığınız insanları parçalara ayırmanız, tam özet olarak belirtmem gerekirse, “Waffle üstüne her şey olsun” cümlesidir. İnsanların birçok kez âşık olabildiğini hepimiz biliriz; sınırlı sayıda insanların sevebildiği dünya üzerinde eksik oluşum, benim bu dünyaya ait olmadığımı kesinlikle tescilliyor diyebilirim. Duyulmayanı duyabilirim. Söylediğim gibi, ben biraz farklı bir yapıya sahibim. İnsanların benim depresif oluşumdan şikâyetleri, aslında depresif olmadığım, sadece bu şikâyetlerde bulunan insanların onlar için değişmediğimden şikâyetçi olmalarından kaynaklanıyordu. Dostoyevski de gri bir şehirde yaşam sürüyordu. Eski yaşamımdan kurtulduğum dönem içerisindeyim; beynimi kemiren soruların cevabını aramak yerine artık hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya çalışıyorum. Çünkü insanların hayatları içerisinde yer edinme çabasında olmadığım için onlara ait yirmi dört saatin içerisinde de kendime bir yer bulabileceğime inancım olmadı. Evet, herkesin bir yaşamı ve zamanı var, fakat kimse hayatı yirmi dört saat içerisine sığdıramayacağını bilip herkesten bir parça almak yerine herkesi hayatından çıkarıp sevdiği tatlılarla yaşamına devam etmeliydi. Ama söylediğim gibi, narsist bir yaşam biçimini kendilerine savunma mekanizması olarak aşılayan insanların sizin ya da bir başkasının duyguları ya da istekleri doğrultusunda hareket etmeyeceklerini belirtmeden kendi bencilliklerini sizin duygularınız ile size satmalarını da unutmamanız gerekiyor. Oysa basit olan bu yaşam döngüsünde sadakat ve ahlakın savunucusu olmaları gerektiğini defalarca belirttikleri hâlde, yaşamın içerisinde bunlara uymamak konusunda kendi özgürlüklerini ilan edip hayatlarının içerisinde bulunanlara bu özgürlüklerin tanımlamalarını yanlış yaptıklarını da belirtmek isterim. Aptal insan taklidi yapanların buna içten içe güldüğünü, fakat her şeyin bir zaman içerisinde olacağını bildiklerini unuttuklarını birinin hatırlatması gerekecek. Ben artık çok yoruldum. Başkalarının hayatı, benim için doğru ya da yanlış olarak değerlendiremeyeceğim kadar acı vermeye başladı. Bu dünyada eksiğim; tamamlanır mıyım, bilmiyorum. Fakat artık bir aptal taklidi yapmamak için diğer insanlar gibi yaşamak istiyorum. Bir kalkanım yok ya da bir şey bildiğim; sadece yaşamak denen bu zamanı yirmi dört saat ile tamamlıyorum.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.