Deneme 3 dk okuma

Ne Kadar Mutsuzsun?

Eski Defterden · 16 / 21

İşte dönüyoruz başladığımız yere. Kürkçü dükkânı gibi değil geldiğimiz yer; sıcak bir yuva ya da huzur bulduğumuz bir yer olmadı hiç. Ama dönmek gerekiyor; eğer başaramıyorsak bırakmak gerekiyor. İnsanları yormadan kendimizi yormak gerekiyor. Yüzleşemediğimiz geçmişimizi cebimize koyup dönmek gerekiyor. İliklerine kadar hissedemediğimiz şeyleri hisseden birileri oluyor mutlaka. Kader olgusu içinde yaşadığımız süre boyunca bu kadar acıyı neden çekiyoruz ki? Hayatımızın her anında yaşadığımız mutluluklar ne zaman oldu da mutsuzluklara yenik düşmeyi başardı? Donunu çekerek topun peşinden koştuğumuz çocukluğumuz ne zaman geride kaldı? Yazıyorum ara sıra, sadece yayınlamıyorum. Döndüğüm zaman değişmeyen kendim ile yeni alamayacağım kararlar üzerine konuşuyorum. Hani insanlara terapi gelen olaylar var ya; müzik dinlerken kendinle konuşmak, ne biliyim, soğan doğramak gibi. Yazarken kendimle konuşuyorum ben de; insanlara anlatmak istediklerimi önce kendime anlatıyorum. Tabii anlattığım tarafım pek dinleyen taraf olmuyor ama en azından terapi görüyorum.

Uzun bir süre oldu belki yazmayalı buraya, zaten bir uzun süre daha yazmayabilirim. Kaçıncı sefer bilmiyorum, çabalarımın bir sonuç vermediğini fark ettiğim hâlde. Bu yazıyı senin hayatımdan gidişin için yazmıyorum. Zaten hayatımda olmayışın için yazıyorum. Mutsuzluğumuzun bile parçalara bölünüp paylaşılması gerektiğini defalarca vurgulamak beni yormadı. Sadece “herkesin hayatına kimse karışamaz” gerçeği ile kendimizi kandırmak seni yoruyordu. Bugün anladım ki sana olan inancım hâlâ var; hayatın boyunca kurtulamayacağın duyguların ile yaşamayı göze alan benim sana olan inancım var. Bana duyduğun belki saygı, belki de merhamet; teşekkür ederim. Hayatlarımızı “-miş” ile tamamlamadığımız için.

Bunu sana yazmak yerine herkese yazmak istedim. Çünkü birini sevebilmek çok zor bir durumdur. Sevebilmek güzel de sevilmek kısmı neden bu kadar kötü, bunu hiçbir zaman anlamayacağım. Değer verdiğimiz tüm insanlığa kendi içimizde tek bir soru soruyoruz, hatta bunu Tanrı’ya soranlarınız bile mevcut: “NEDEN BEN?” Aslında olay ben ya da sen değil; hiçbir zaman biz olamadığımız gerçeği ile çabaladığımız için oluyor. Nitekim yalnızlığı en güzel biz yaşarız, zaten bir tek yalnızken biz olmayı başarırız deyip gidiyoruz. Çevremdeki insanların hiçbiri mutlu değil, sadece bu gitme olayını çok güzel elde edebiliyorlar. Benim yapım gereği biraz duygusalım sanırım ya da bendeki değer verme, sevme durumu standart olan insanlık için biraz farklı. Çünkü ben sevdiğim insanın mutsuzluğunu da paylaşırım. Tamam tamam, “buna hakkın yok, kimse seni mutsuz etmek zorunda değil” gibi salak bir cümle ile karşılamayın beni. Siz mutsuz olmak istemediğiniz için mutsuzluğu paylaşmak istemiyorsunuz. Ben ve benim gibi olanlar sizin mutsuzluğunuzu sizinle paylaşmak istiyor; çünkü onlar mutsuzluğun yükünün insana ne kadar ağır gelebileceğini ve insanların bu yük altında kaldıklarında huzuru ve mutluluğu hiçbir zaman bulamayacağını biliyor. Siktir et, “insanlara bunu yapma hakkım yok” demek en güzel kaçma şeklidir.

Ben de kaçmaya karar verdiğim her seferinde mutsuzluğumdan önce onunla karşılaştım. Hiçbir zaman mutlu olacağımı düşünmediğim hayatımın, yine mutlu olmayacağım zaman diliminde karşıma çıkan için yazıyorum. Bir gün, bir zaman diliminde yine karşılaşacağız ve ben senin mutsuzluğun ile yaşamayı teklif edeceğim ve sen yine aynı şekilde korkuların ve mutsuzluğun ile gideceksin.

Zaman tekrar edecek. Belki mutsuzluğunu paylaşmak isteyen ben olmayacağım ama mutsuzluğunu paylaşmadığın sürece sen hiç var olmayacaksın.

Bu yazı benim ne son yazım olacak ne de sana adanmış ilk yazım; her günün tarihini attığım bir yazım olarak kalman dileği ile.

Hoşça ’Kal

Runo

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.