Saat 12.08 Uyumadım
Eski Defterden · 17 / 21
Bir insanın nasıl sevildiğini tartışıyoruz kendimle. Kaybettiğimiz ne varsa geri yakalamak için çabalamak istiyor insan ama çabalarken kaybettiklerimizi istemiyor muyuz? Ben iyi bir adam olamadım; hayatımın bana getirdiği zorluklarla çabalarken kaybettiklerimi hiç düşünmedim. Zaten kaybettiklerimi hatırladığımda da kaybettiklerim için çabalamanın zamanı geldiğini düşünüp çabalamadım. Saklandığım inimden çıkma vakti geldiğinde korktum. Aradığım en saf güzelliğin onda olduğunu düşünüyordum; hayatıma almak gibi düşüncem olmayan insanları sırf onda o kaş, o göz var mı diye sorgulayıp hayatıma aldım. Yarım bir insana diğer yarısının asla olmayacağını hiçbir zaman anlatamazsınız, zira anlatırsanız anlattığınız çaba kadar kaybedeceksinizdir onu. Kaybettiğime üzülmüyorum, sadece kullanıp atılmak deyimini yaşamanın bu kadar zor olduğunu anladım. Hayatıma giren, aradığım tüm kadınlardan af dilemek isterdim; bak yine çabaladım. Sessizliğimi bozma vakti geldiğini düşündüğümde sesimin artık çıkmadığını görüyorum. Parmaklarım koparcasına yazmak istiyorum içimdekileri; yazıyı yazarkenki dişimi sıkışım, artık çenemin ne kadar ağrıdığından bile habersiz acı çekiyorum. Kulağımda sesinle yaşadığım ve kulağımdaki sese doğru gidişim sanırım beni öldürüyor. Umarım acı çekmiyorsundur. Kaybettiğimiz ne varsa hiçbir zaman geri gelmeyecek, bunu ikimiz de biliyoruz; yaşam savaşımız burada sona erdi. Sen sana ait olanla gidebiliyorken ben sana ait olanla kalıyorum, senin ona ait olanla yaşadığın gibi yaşamaya devam ediyorum. Vücudum kanıyor sanırım, çektiğim acının bu kadar belirtisi olması normal; keza insanoğlu değilim, hiçbir zaman kalbim bir taş olmadı. Yaralarımı sardığım bir yara bandı aramıyorum kendime. Yürüdüm, yürüyorum; dinlediğim şarkılardaki bakışın, yanımda eşlik ettiğin her dakika ile tekrar yaşadığım karanlığa dönüyorum. Bir mutfağın bu kadar büyük olması ve o koca mutfakta dokunabildiğin bir tarihi kendime not etmişim. Son kahvemi içtiğim gibi son kez sesini duyduğumu biliyorum. Sebebi ne olursa olsun bu acı senin sesinle ve bana dokunuşunla geldi; son bir pişmanlığım var sadece, seni seviyorum.
Yaşamımız boyu bizi arkasında bıraktıran insanları bekleyişimiz sürecek. Hiçbir zaman boş kalmayacak olan bavulumuz ondan hatıra kalan hatıralar ile dolu olacak. Yaşıyoruz derinlerde bir yerlerde; en büyük plazaların soluk camlarında, en küçük odaların penceresiz taraflarında. Yerine koyamadıklarımızı doldurduğumuz canlılar ile yaşamaya çalışıyoruz. Başaramadığımız ne varsa şimdi kendimize yüklüyoruz. Kendimiz içinde olması gereken ne varsa aslında onla birlikte bir valize koyup kapının önüne bırakamadık. Son papatya soldu, son kitap bitti. Saat epey geç oldu. Zaman kavramını unuttum sanırım; gecenin senle başladığı, gündüzün sende bittiği en güzel günleri harcamanın acısı ile geçiyor. Soğuk araba sesleri var, içim ateş ediyor ama ellerim artık soğuk. Tüm hastalıklarıma inat alev olan ellerim sanırım artık ölüyor. Sigara içiyorum; ciğerimde dolaşan sen rahatsız oluyorsun biliyorum, dumana boğduğum seni öldürmek değil niyetim, çünkü her sigara yakışımda senle yanıyorum. Bir duble rakı ile gelen şiir gibisin; şimdi rakı bitti, şiir ezberimde, ellerim soğuk ve ellerim ölüyor. Sebebini bilmiyorum aslında, sana dair ne varsa tutuyorum içimde çünkü ben senin yara bandın olmayı istedim; senden bir parça yara kaldı bende, sana ait ama benim olan.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.