Ucuz Hayatın
Ucuz hayatın, sikik yaşama sevinci…
Bunu duyunca insanın içinden bir öfke yükseliyor: hem kendine hem hayata hem de bu düzene. Çünkü ortada ne gerçek bir sevinç var ne de adına “hayat” denecek bir bütünlük. Sadece ucuzlaştırılmış bir varoluş, üzeri parlatılmış bir yorgunluk, bir de sahte bir “iyiymiş gibi yapma” mecburiyeti.
Ucuz hayat… Bir lokma neşetin bile indirim köşesinden alınmış gibi. İnsan bazen kendi yaşamına bakınca, pazara düşmüş bir umut gibi hissediyor kendini: dokunan çok, değer veren yok. Her şey kırılgan, her şey geçici, her şey boş… Üstüne bir de toplum çıkıp “şükret, yetineceksin” diyor. Yetindiğin şey ise çoğu zaman yalnızca hayatta kalma dürtüsü.
Sikik yaşama sevinci… Hani olur ya, gecenin üçünde sigarayı yakarsın ve bir anlığına hiçbir şeyin anlamı kalmaz. İşte o boşluk duygusunu, gündüz vakti yüzüne zorla yerleştirdiğin sahte bir gülüşle saklamaya çalışıyorsun. İçin çürürken dışarıdan parlıyormuş gibi görünmek… Sevincin bile çakma, motivasyonun bile ödünç. Her şey kırıntıdan ibaret.
Hayat seni öyle bir sıkıştırıyor ki, sevinmek bile bir lüks hâline geliyor. Etrafındaki herkes “mutlu ol, pozitif düşün” diye uzaktan konuşurken, sen çamurun içinden dizlerin kanaya kanaya ilerliyorsun. Ve o pırıltı dedikleri şey, senin gözünde artık ışık değil; yanıp sönen bir alarm gibi:
“Burada bir şeyler yolunda değil.”
Gerçek şu: Bu hayatın sana sunduğu sevinç, hak ettiğin değil; eline tutuşturulan, oyalan diye verilen sikik bir teselli. Ne güldüğün samimi ne sustuğun huzurlu ne de yürüdüğün yön belli.
Ama yine de devam ediyorsun. Çünkü bazı insanlar hayattan zevk almak için değil, hayata inat etmek için yaşıyor. Ve sen o insanlardan biri olmuşsun işte: Ucuz hayatın içinde, sikik yaşam sevincini bile kendi ellerinle taşımak zorunda bırakılmış bir inatçı.
Belki de en büyük gerçeklik bu kadar acı: Hayat ucuzladıkça, insanın içi pahalılaşıyor.
28.11.25
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.