Deneme 8 dk okuma

Vazgeçtim Senden

Vazgeçtim senden. Sana ait olan şehirden, sokaklardan, birlikte yürüdüğümüz kaldırımlardan, bir zamanlar sesini duyduğumda dünyayı susturan o şarkılardan vazgeçtim. İnsan birinden vazgeçince yalnızca o insanı kaybetmiyormuş, bunu öğrendim. Onunla birlikte bir şehrin anlamı değişiyormuş, bazı sokaklar artık hiçbir yere çıkmıyormuş, bazı şarkılar dinlenmiyormuş. Ve insan, bir zamanlar dünyanın en güzel yeri sandığı bir masanın önünden geçerken artık başını çevirmemeyi öğreniyormuş.

Bugün senden vazgeçtim. Öyle büyük bir öfkeyle, kapıları çarparak, geride kalan her şeyi yakıp yıkarak değil. Sessizce oldu bu. Hatta biraz da kendimden utanarak. Çünkü insan, bir zamanlar ömrünün sonuna kadar seveceğine inandığı birinden vazgeçtiğinde, verdiği sözlerin altında kalıyormuş. Ben bugün en çok o sözlerin altında kaldım. Sana söylediğim her şeyin, birlikte kurduğumuz bütün hayallerin, hiç yaşanmamış yarınlarımızın altında kaldım.

Sevmediğim yalanları sevmeyi öğrendim mesela. Önceleri kendime söylediğim hiçbir yalana inanmazdım. Şimdi inanıyorum. Seni unuttuğuma, artık hiçbir şey hissetmediğime, adını duyduğumda içimde bir yerlerin hâlâ sızlamadığına inanıyorum. İnsan kendini kandırmaya bir yerden başlamalıymış. Ben de en çok seni unuttuğuma inandırdım kendimi. Çünkü gerçeği kabul edecek kadar güçlü değilim belki de. Çünkü insan bazen unutamadığı birini unutmuş gibi yaparak hayatta kalıyormuş.

Bir yastığın hayatımda bu kadar büyük bir yeri olmamalıydı. Bir bardağın, bir sandalyenin, yarım kalmış bir cümlenin… Bir insan gittikten sonra eşyaların bu kadar ağırlaşabileceğini bilmiyordum. Sen gittin ama senden kalan her şey yerinde durdu. Bir bardak bazen bir insandan daha çok acıttı canımı. Bir yastığın boş kalan tarafı, koskoca bir evin sessizliğinden daha fazla konuştu benimle. Ve ben, gecenin bir yarısı hiçbir şey olmamış gibi su içmeye kalktığımda bile senin yokluğuna çarptım.

Bugün karar verdim. Bir bardağın yalnızca bardak, bir yastığın yalnızca yastık olmasına izin vereceğim. Çünkü insan, sevdiği birinin yokluğunu eşyalara yükleyince yaşayacak yer bulamıyormuş kendine.

Seninle yürüdüğüm yolları değiştirdim. Bir zamanlar elini tuttuğum sokaklardan artık geçmiyorum. Yan yana yürürken hiç bitmesin istediğim yolların şimdi bir an önce sonuna varmak istiyorum. Eskiden seni hatırlamak için uzattığım yolları, şimdi seni hatırlamamak için kısaltıyorum. Ne tuhaf değil mi? Bir zamanlar sana biraz daha yakın olmak için yürüdüğüm bu şehirde, şimdi senden biraz daha uzak kalabilmek için yolumu değiştiriyorum.

O tostçu kapandı mesela. Hatırlıyor musun bilmiyorum. Ben hatırlıyorum. Orada ne konuştuğumuzu, nasıl güldüğünü, masanın üzerinde ellerini nereye koyduğunu bile hatırlıyorum. Kapandığını gördüğümde sevindim. İlk defa bir yerin yok oluşuna bu kadar içten sevindim. Çünkü artık oradan geçerken içeride oturan iki insanı hatırlamak zorunda değilim. Çünkü artık o masada bizim yerimize başkaları oturamayacak. Çünkü bazen insan, hatıralarının da kendisi gibi sahipsiz kalmasını istiyormuş.

Salt’ın önünden geçtim geçen gün. Başım dikti. İlk defa gözlerimi yere indirmedim. Adımlarımı hızlandırmadım. İçeride seni görecekmişim gibi kalbim yerinden çıkmadı. Ya da çıktı da ben duymamayı öğrendim. Bilmiyorum. Sadece yürüdüm. Herkes gibi. Oradan her gün geçen, hiçbir şey hatırlamayan, hiçbir şey kaybetmemiş insanlar gibi yürüdüm. Ama bir an durup düşündüm: İnsan, bir zamanlar sevdiği biriyle mutlu olduğu bir yerden hiçbir şey hissetmeden geçebilmeyi gerçekten başarı mı saymalı?

Ben saydım. Çünkü artık küçük şeylerle ölçüyorum iyileşmeyi. Bir şarkıyı değiştirmeden dinleyebilmekle, bir sokağa girebilmekle, bir ismi duyduğumda susmamakla… Çünkü sen gittikten sonra hayatımda büyük zaferler kalmadı. Ben artık bir günü seni aramadan bitirebildiğimde kendimi başarılı sayıyorum.

Nikos Vertis’i sildim mesela listemden. Bir zamanlar seninle anlam kazanan bütün şarkıları kaldırdım. Ama insanın zihninde bir silme tuşu yokmuş. Bunu da öğrendim. Telefonumdan sildiğim şarkılar, gecenin en sessiz saatlerinde içimde çalmaya devam ediyor. Bazen hiç müzik yokken bir melodi duyuyorum. Bazen kalabalık bir yerde bir cümle geçiyor kulağıma ve ben, yıllar önce seninle yaşadığım bir ana dönüyorum. Herkes hayatına devam ederken ben birkaç saniyeliğine eski bir günün içinde kalıyorum. Sonra kendime geliyorum. Ve hiçbir şey olmamış gibi sigaramı yakıyorum.

Biraz fazla sigara içiyorum bu aralar. Biraz fazla rakı. Eskiden bir kadehin sonunda seni aramak isterdim. Şimdi aramamak için bir kadeh daha dolduruyorum. Eskiden sesini duymak için bahaneler bulurdum, şimdi duymamak için kendime sözler veriyorum. Ama bilmeni isterdim, bazı geceler insanın verdiği sözler, içtiği rakıdan daha ağır geliyormuş. Masada tek başıma otururken karşımda kimse olmuyor artık. Yine de bazen ikinci bir bardak koyacakmış gibi elim gidiyor masaya. İşte insan en çok böyle anlarda anlıyor birinin gittiğini.

Büyük vedalarda değil. Son kez sarılırken değil. Kapı kapanırken bile değil. Bir akşam eve geldiğinde anlatacak bir şeyin olup da anlatacak kimsenin kalmadığını fark ettiğinde anlıyor. Güzel bir haber aldığında telefonunu eline alıp sonra sessizce yerine bıraktığında anlıyor. Bir şeye güldüğünde, o şeye senin de güleceğini düşünüp gülüşün yarım kaldığında anlıyor.

Ben senin yokluğunu en çok güzel şeyler olduğunda hissettim. Kötü günlerime alıştım bir şekilde. İnsan acısıyla baş başa kalmayı öğreniyor. Ama güzel bir şey olduğunda, insanın ilk aklına gelen kişinin artık hayatında olmaması var ya… İşte onun bir çaresi yok. Çünkü sevinç bile eksik kalıyor. Çünkü başarıların bile bir tarafı boş oluyor. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, dönüp birine “Başardım” diyebilmekmiş. Ben bunu en çok sen gittikten sonra öğrendim.

Şimdi senden vazgeçiyorum. Ama yeni bir başlangıç yapmak için değil. Başka birini sevmek, başka bir hayata yetişmek, başka birinin yanında mutlu olmak için de değil. Ben senden, yaşadığım hayatın içinde vazgeçiyorum. Aynı sabahlara uyanarak, aynı kahveyi içerek, aynı kalabalıkların arasına karışarak… Her gün biraz daha az bekleyerek, her gece biraz daha az umut ederek vazgeçiyorum.

Çünkü yoruldum. Seni sevmekten değil, seni artık sevemeyeceğim bir hayatın içinde hâlâ sevmekten yoruldum. Gelmeyeceğini bildiğim birinin yolunu gözlemekten, çalmayacağını bildiğim bir telefonun sesini beklemekten, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir karşılaşmayı zihnimde binlerce kez yaşamaktan yoruldum. En çok da kendime acımaktan yoruldum.

Biliyor musun, ben seninle yalnızca seni kaybetmedim. Senin yanında olduğum insanı da kaybettim. Daha çok gülen, daha çok hayal kuran, yarınlardan bu kadar korkmayan o adamı da kaybettim. Şimdi aynaya baktığımda yüzüm aynı belki ama gözlerimde eskiden olan bir şey yok. Adını koyamıyorum. Belki umut, belki huzur, belki de birinin beni gerçekten sevdiğine inanmanın verdiği o tarifsiz güven.

Sana kızmıyorum artık. Eskiden çok kızardım. Gidişine, susuşuna, geride bıraktıklarına… Şimdi kızmıyorum. Çünkü öfke de bir bağmış insanla arasında. Ben artık sana kızacak kadar bile bağlı kalmak istemiyorum. Seni affettim mi bilmiyorum. Kendimi affedebildim mi, onu hiç bilmiyorum. Ama artık her gece aynı soruları sormak istemiyorum. Neden böyle oldu? Nerede eksildik? Hangi gün birbirimizin hayatından çıkmaya başladık? Hangi cümleden sonra geri dönüşümüz kalmadı?

Bunların cevaplarını bilmek istemiyorum artık. Çünkü bazı cevaplar hiçbir şeyi değiştirmiyor. İnsan bazen gerçeği öğrense bile geçmişe dönemiyor. Ve bazı hikâyeler, neden bittiğini bilsen de daha az acıtmıyor.

Bugün senden vazgeçtim. Sana yazdığım ama göndermediğim cümlelerden, zihnimde defalarca yaptığım konuşmalardan, bir gün karşılaşırsak söyleyeceklerimden vazgeçtim. Bir gün pişman olacağın ihtimalinden de vazgeçtim. Çünkü insanın hayatını bir başkasının pişmanlığına bağlaması, kendine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biriymiş.

Artık dönmeni beklemiyorum. Ama bu, dönsen hiçbir şey hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor. Belki yıllar sonra bir yerde karşılaşsak yine kalbim hızlanacak. Belki sesini duyduğumda içimde yıllardır kapalı duran bir kapı aralanacak. Belki bir anlığına bütün bu günler silinecek ve ben seni ilk gördüğüm zamanki gibi bakacağım yüzüne.

Ama artık biliyorum. Bir insanı hâlâ sevebilir ve yine de ondan vazgeçebilirmişsin. Birini özleyebilir ama ona dönmek istemeyebilirmişsin. Birinin hayatında olmamasına alışabilir ama yokluğunu hiçbir zaman sıradanlaştıramayabilirmişsin. Ben de bunu yapıyorum şimdi. Seni sevmeyi bırakabildiğim için değil, seni severek yaşamaya devam edemediğim için vazgeçiyorum.

Belki bir gün bu şehir bana yeniden güzel gelir. Belki aynı sokaklardan geçerken seni hatırlamam. Belki bir şarkı başladığında elim telefona gitmez. Belki bir akşam rakı içerken içimden adın geçmez. Belki bir sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey sen olmazsın. Belki. Ama bugün değil. Bugün yalnızca vazgeçtim.

Ve bunun ne kadar zor olduğunu senden başka kimsenin bilmesini istemedim. Çünkü herkes bir ayrılığın ardından insanın hayatına devam etmesini bekliyor. Kimse o hayatın nasıl devam ettiğini sormuyor. Kimse eve döndüğünde kaç kez sustuğunu, geceleri kaç kez uyanıp boşluğa baktığını, bir fotoğrafı silmek için kaç dakika beklediğini bilmiyor. Kimse bir insanı unutmaya çalışmanın da onu her gün yeniden hatırlamak olduğunu bilmiyor.

Ben bugün senden vazgeçtim. Ama senden kalan adamı ne yapacağımı henüz bilmiyorum. Bir zamanlar seni seven, seninle yaşlanacağını düşünen, hayatın bütün kötü ihtimallerine rağmen senin yanında iyi bir şeyler olacağına inanan o adam hâlâ benimle yaşıyor. Aynı evde, aynı bedende, aynı kalbin içinde. Bazen ona kızıyorum. Neden hâlâ hatırlıyorsun diye. Neden hâlâ bazı geceler gözlerin doluyor diye. Neden artık hiçbir anlamı kalmamış bir hatırayı böylesine özenle saklıyorsun diye. Sonra susuyorum. Çünkü onun da bir suçu yok. O sadece seni gerçekten sevmişti.

Şimdi senden vazgeçtim. Sana ait olan şehirden, şarkılardan, sokaklardan, birlikte oturduğumuz masalardan, birbirimize verdiğimiz sözlerden vazgeçtim. Bir daha hiç yaşanmayacak o güzel günlerin yeniden yaşanabileceğine dair içimde kalan son ihtimalden de vazgeçtim.

Ve biliyor musun, bütün bunların içinde en çok ne canımı acıtıyor? Artık sana anlatacak hiçbir şeyimin kalmaması değil. Hâlâ anlatacak bu kadar çok şeyim varken, sana tek bir kelime bile söyleyemeyecek olmam.

Bir gün bu yazıyı okur musun bilmiyorum. Okursan ne hissedersin, onu da bilmiyorum. Belki yalnızca birkaç cümle olarak kalır sende. Belki çoktan unuttuğun bir hayatın içinden gelen gereksiz bir ses gibi duyarsın. Belki de benim yıllardır içimde taşıdığım şey, senin için çoktan bitmiş sıradan bir hikâyedir. Olsun.

Ben bugün senden vazgeçtim. Seni unutmuş değilim. Seni artık sevmiyorum da diyemem. Hatta yarın uyandığımda yine özleyeceğimi biliyorum. Belki yine aynı şarkı geçecek aklımdan, belki yine bir sokakta durup gözlerimi kapatacağım. Belki yine kimse görmesin diye başımı başka tarafa çevireceğim. Ama artık seni beklemeyeceğim. Çünkü anladım ki bazı insanlar hayatımızdan gittiklerinde değil, biz onların bir daha gelmeyeceğini kabullendiğimizde gerçekten gidiyormuş. Ve ben bugün, senin bir daha gelmeyeceğini kabul ettim.

Şimdi bir sigara daha yakacağım. Belki masada yarım kalmış rakımı bitireceğim. Sonra ışıkları kapatıp uyumaya çalışacağım. Yarın yine herkes gibi uyanacağım. İşime gideceğim, insanlarla konuşacağım, belki güleceğim. Kimse bugün içimde neyin bittiğini bilmeyecek. Kimse, bir insanın kendi içinde bir başkasını son kez uğurlamasının nasıl bir sessizlik olduğunu duymayacak.

Ben bugün senden vazgeçtim. Ama keşke bilseydin… İnsan bazen birinden vazgeçerken bile, onun kalmasını ne kadar çok istediğini anlıyormuş. Ve ben, bugün hayatımda ilk defa, kalmanı dünyadaki her şeyden çok istediğim birinden gitmeyi seçtim. Senin haberin bile olmadan. Sana son kez sarılamadan. Sesini son kez duyamadan. Bir veda bile edemeden.

Çünkü bizim hikâyemizde en acı olan şey, senin gitmiş olman değildi. Benim, sen gittikten çok sonra bile seni beklemiş olmamdı. Ve şimdi… Sana ait bütün yolları değiştirdim. Bütün şarkıları sildim. Bütün hatıraları kaldırdım. Ama ne yaptıysam, içimde sana ayrılmış o yeri bir türlü boşaltamadım.

Bugün senden vazgeçtim. Keşke bunu sana söyleyebilseydim. Ama biliyorum, söyleseydim yine sesini duymak isteyecektim. Ve ben, bir kez daha senden vazgeçemeyecektim.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.