Deneme 3 dk okuma

Yalnızlık Hiçbir Zaman Kaderim Olmadı

Yalnızlık hiçbir zaman kaderim olmadı. Bana göre yalnızlık, insanın bazen kendine verdiği en ağır sözdür. İsteseydim hayatıma yeni insanlar girebilirdi. Gülmeyi yeniden öğrenebilirdim, yeni hikâyeler yazabilirdim. Belki dışarıdan bakan herkes, hayatıma kaldığım yerden devam ettiğimi düşünürdü. Ama ben hiçbir zaman kalbimde bir insana ait olan yeri, sırf canım acıyor diye başkasına vermeyi doğru bulmadım. Çünkü sevgi benim için, biri gidince yerine yenisi konulacak kadar basit bir duygu olmadı. Bir insanı gerçekten sevdiysen, ona ait olan yer zamanla küçülmez; sadece sessizleşir. O sessizlik ise bazen insanın bütün ömründen daha gürültülü olur.

Çevremdeki insanlar hep iyi niyetle konuştular. “Git konuş.” dediler. “Hayatını yeniden kur.” dediler. “Yeni bir başlangıç yap.” dediler. Hiçbirine kırılmadım. Çünkü onlar beni hayata döndürmeye çalışıyordu. Ama kimse benim neden geri dönmediğimi anlayamadı. Ben yeni bir hayat kurmaktan korkmadım. Ben, başka bir insanın gözlerinin içine bakarken aklımın hâlâ sende olmasından korktum. Birinin elini tutup, içimden başka birinin adını geçirmekten korktum. “Yanındakiyle yaşayıp aklındakiyle ölmek.” Bana göre insanın kendine de karşısındakine de yapabileceği en büyük haksızlıklardan biri buydu. Belki kimse bunu ihanet olarak görmez ama vicdanın bildiği şeyleri dünyaya anlatamazsın. Bazı ihanetlerin sesi çıkmaz; sadece insanın geceleri uykusunu alıp götürür.

Bu yüzden yalnız kalmayı seçtim. İnsanlardan kaçtığım için değil, kimsenin sevgisini kendi eksikliğime sığınak yapmak istemediğim için. Çünkü benim eksikliğim bana aitti; onu başkasının sevgisiyle tamamlamaya çalışırsam hem kendime hem de karşımdaki insana haksızlık etmiş olurdum. Belki bu yüzden dört duvar bana kalabalıklardan daha dürüst geldi. Duvarlar soru sormuyor. “Unuttun mu?” demiyor. “Ne zaman geçecek?” diye merak etmiyor. Sadece sessizce benimle birlikte yaşlanıyorlar.

Bazen gecenin bir vakti uykum kaçıyor. Evin içindeki sessizlik bile nefes alıyormuş gibi geliyor. Bir şarkı açıyorum, yarısında kapatıyorum. Çünkü bazı melodiler insanın kulağına değil, doğrudan kalbine dokunuyor. Sonra fark ediyorum ki insan en çok gideni özlemiyor. Onun yanında bıraktığı hâlini özlüyor. Bir zamanlar sebepsizce gülebilen hâlini, gelecekten korkmayan hâlini, bir mesajla mutlu olabilen hâlini… Meğer bazı insanlar giderken sadece kendilerini götürmüyormuş. Senin en güzel taraflarını da yanlarında götürüyorlarmış.

Bugün hâlâ nefes alıyorum. Çalışıyorum, konuşuyorum, bazen gülüyorum. Dışarıdan bakınca yaşayan bir insanım. Ama insanın yaşıyor olmasıyla içinde gerçekten yaşayabilmesi aynı şey değilmiş. Bazen bütün gün hiçbir şey olmuyor ama gece olunca eksikliğin yeniden yanıma oturuyor. Hiç konuşmuyor. Ben de konuşmuyorum. Çünkü bazı özlemler anlatıldıkça hafiflemiyor; her cümlede biraz daha büyüyor.

Belki birçok insan benim yaptığımı aptallık olarak görecek. Belki “Hayat kısa.” diyecekler. Belki haklı olacaklar. Ama ben bir gün aynanın karşısına geçtiğimde, sırf yalnız kalmaktan korktuğum için başka bir insanın sevgisine sığınmış biri olmak istemiyorum. Ben, kalbi başka bir yerdeyken başkasına “Seni seviyorum.” diyebilen insanlardan olamadım. Olamayacağım da. Belki hayat bana senden sonra başka insanlar çıkaracak. Belki bir gün gerçekten yeniden mutlu olacağım. Bunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sevginin benim için unutmakla ölçülen bir şey olmadığı. Sevgi bazen kavuşmak değildir. Bazen kimseye anlatamadığın bir özlemi incitmeden içinde taşıyabilmektir. Ve galiba insanı en çok ağlatan şey de budur. Birini kaybettiğini anlamak değil… Ondan sonra gelen hiç kimseye, onu sevdiğin kadar temiz bakamayacağını fark ettiğin o sessiz an.

İşte ben bu yüzden yalnızım. Mecbur olduğum için değil. Kimsenin hayatında, eksik bir kalple misafir olmak istemediğim için.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.