Deneme 3 dk okuma

Bildiğim

Bildiğim, öğrendiğim, düşündüğüm, özlediğim ne varsa artık benden çok uzakta. Sanki bir zamanlar bana ait olan her şey, ben olduğum yerde kalırken sessizce başka bir hayata taşındı. Ben ise geride kalanların arasında, neyi kaybettiğimi bile tam olarak hatırlayamayacak kadar uzun zamandır aynı yerdeyim. İnsan bazen kabullenmek zorunda kalıyor. Gerçeğin canını ne kadar yakacağını bilerek, hatta artık ne kadar acıyacağını umursamadan bekliyor. Çünkü bazı gerçekler değişmiyor; insan yalnızca onların karşısında ne kadar eksileceğini zamanla öğreniyor. Kendime dair ne kaldı, bilmiyorum. Uzun zamandır içimde kendimden bir şey bulamıyorum. Bana ait olmayan bir şeye duyduğum o derin özlem bile sonunda yoruldu ve sustu. Bir zamanlar sevdiğim şarkıların artık hiçbir anlamı yok. Daha kötüsü, sevebileceğim yeni bir şarkı da yok. Çünkü bazı şarkılar insanın içinde bir yere dokunur; benim içimdeyse dokunulacak yerlerin çoğu artık karanlık. Zihnimi, bir zamanlar kurtulmaya çalıştığım o karanlığa yeniden hapsettim. Uykusuzluğun beni özlediği, sigaranın nefesimi kestiği zamanların içindeyim. Geceler uzuyor, düşünceler birbirine karışıyor. Neyi doğru, neyi yanlış yaptığımı bilmiyorum. Zaten artık neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair bir düşüncem de kalmadı. İnsan bazen yanlışlarını sorgulamaktan değil, doğrularına bile inanmaktan yoruluyor.

Zihnimde birkaç hatıra kaldı sanırım. Onlar da yavaş yavaş silinmek üzere. Bazı sesleri, bazı yüzleri, bazı cümleleri, bazı anları unuttum. Oysa ben unutan biri değildim. Bir zamanlar en küçük ayrıntıyı bile yıllarca zihnimde taşıyabilirdim. Bir sesi, bir bakışı, söylenmiş sıradan bir cümleyi bile unutmadan saklayabilirdim. Şimdi ise unutmak istemediğim şeylerin bile benden uzaklaştığını hissediyorum. Sanki hafızam da benimle birlikte yoruldu, sanki o da artık bazı şeyleri taşımak istemiyor. Belki insan en çok burada korkuyor: Bir gün, kaybetmekten korktuğu şeyleri değil, onları neden kaybetmekten korktuğunu bile unutabileceğini fark ettiğinde. Benim için geçmesi gereken zaman bir yerde takılıp kaldı. Herkesin hayatında ilerleyen saatler, benim için bir noktada durdu. Dünya devam etti; insanlar değişti, yollar ayrıldı, hayatlar başka hayatlara karıştı. Ben ise hâlâ zamanın beni terk ettiği o yerde kaldım. Sevdiğim ve beni gerçekten anlayan tek arkadaşıma söylediğim gibi:

“Onun bana döneceği yok, benim de onu unutacağım yok.”

Belki de bazı hikâyelerin bütün gerçeği tek bir cümleye sığıyor. İnsan bazen birinin dönmeyeceğini bilir. Bunu aklıyla, geçen zamandan, sessizlikten, artık gelmeyen haberlerden, çalmayan telefondan ve kapanmış kapılardan bilir. Ama bilmek, unutmaya yetmez. Ne beklemeye yetecek kadar umut kalır insanda ne de vazgeçmeye yetecek kadar unutmak. Bir taraf çoktan gitmiş olur; diğer tarafsa gidenin ardından hâlâ aynı yerde kalır. Ne onun dönüşüne inanacak kadar umutluyum artık ne de onu unutabileceğime inanacak kadar kendime yabancı. Onun bana döneceği yok, benim de onu unutacağım yok. İşte bazı şeyler tam olarak burada düğümleniyor. Gerçekleşmeyeceğini bildiğin bir dönüşle, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir unutuşun arasında kalıyorsun ve buna yaşamak deniyor. Yaşamıma dair elimde birkaç fotoğraf, birkaç küçük hatıra ve artık sesini bile tam olarak hatırlayamadığım bazı anlar kaldı. Geri kalan her şey, sanki hiç yaşanmamış gibi uzak. Ama bazı yerler vardır; bir sokağı ezbere bilirsin. Hangi köşede ışığın nasıl düştüğünü, hangi kaldırım taşının kırık olduğunu, hangi pencerede geceleri ışık yandığını bilirsin. Gözlerini kapatsan bile o yolu yürüyebilirsin. Her köşesini, her sessizliğini, her dönüşünü ezbere bilirsin. Sonra bir gün sana o sokağa ait olmadığını söylerler ve bunu kabullenmeni beklerler. Oysa insan, ezbere bildiği bir yere ait olmadığını nasıl kabullenir? Belki dışarıdan bakıldığında bu da, aptal insanların senin hakkında sana ait olmayan cümlelere inanması kadar mantıksız görünür. Seni hiç tanımayanların kim olduğunu senden daha iyi bildiklerini sanması kadar anlamsızdır. Ama bazı şeyleri anlatamazsın. Çünkü bazı gerçekler anlatıldıkça anlaşılmaz, yalnızca daha fazla yorulur. Belki insan bir yere ait değildir ama o yer insana ait kalmıştır. Ve galiba en ağır olan da budur: Gidemediğin bir yerde kalmak değil, artık ait olmadığın bir yerin hâlâ içinde yaşamaya devam etmesi.

Ben hâlâ buradayım. Ama uzun zamandır kendimde değilim.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.