Armutum Ben ya Sen?
Eski Defterden · 4 / 21
Başladığımız bugün belki de son günümüz olabilir mi? Kararsızlıklarımızın nirvanasındayız, haksız mıyım? Mesela “Ne yiyelim?” sorusunun en büyük kararsızlıklarımızı görmenin en güzel yanı değil mi? Peki, senin hayatında da bende olduğu gibi bir kararsızlık var mı? Attığın her adımın sendeki kararsızlıkları neler? Çok uykum var ama uyuyamıyorum. Belirsizliklerin içinde uyuyamamak kadar garip olan ne var aslında? En güzel çözüm değil mi, uyuyup uyandığımda en büyük sorunların bile çözülmesi gerekmiyor mu? Efendim, çok uyuyan, hatta uyuyan bir insan değilim. Oturduğum masada bile 45 dakika uyuyup sanki 10 saat uyumuş gibi hayatıma devam edişim var. Aslında güzel bir şey, uyumak. Neyse, her zaman yaptığım gibi konuyu saçma bir yere götürüyorum. Ne diyordum?
Sevmek güzel bir şey, aslında. Hapşırdığı zaman bile elinde C vitamini ile koşan kişinin sevmesi kadar acı bir durum yok diyen insanlar tanıdım. Bencilliğin en büyük zirvesini yaşayan herkese selam olsun. Sizi düşünen insanların aslında sizi düşünmediğini hâlâ anlamamışsınız. Asıl bencil olan biziz, sizsiz yaşamanın bizim için değersiz olduğu bencilliğini fark etmiyorsunuz. Aslında dehşet bir kararsızlığın içinde olan biziz, bizim gibiler. Korkuları ile yüzleşmek yerine korkuları üzerinden kaçıp savunmaya geçen insanlar. Bu yazıyı kendimi anlatmak için yazmıyorum ya da ben yazayım da siz benim üzerime topu atın, sıkıntı yok. Biz Beşiktaşlı adamız, gol yemeye de alışkınız, hakemin attığı gollere. Çok mu zor bir durum, anlam veremiyorum, birine seni seviyorum diyebilmek? Ya da illa sağır ve dilsiz mi olmak gerekiyor birine seni sevebiliyorum demek için? En büyük korkularınızı bırakın gelsin diyen insanlara güvenmek kadar basit bir durum yok aslında. Her kasanın çürük elmasını tuttuysanız, bizim gibi armutlara olan inançsızlığınızın sebebi nedir? Öyle meyve seven adam da değilim ben. Neyse, bu kadar mı umutsuz oldunuz? Kapandığınız dört duvar bu kadar mı koruyacak sizi? Kaçmak kadar iyi bir özelliğiniz varsa nerede, hangi maratondasınız? Gelip izleyelim sizi, çöpe atmanıza gerek yok bizi. Üzülmüyorum efendim, rahat olun. Sadece isyan ediyorum, haklıyım da. Bir salın kendinizi, ne olmuş acı çektiysek, ölmedik ya; en fazla 3 dal fazla sigara içer, bir büyük fazla deviririz. Ya da sizinle olan hatıraları kaldırırız, birkaç arkadaş “Onlar değmez.” der, biz “Değdiği yere kadar geldik.” deyip hayatımıza devam ederiz. Susmayın, mesela korkmadığınızı bilelim. Üstünüze titriyorsak, size olan sevgimiz varsa bırakın da sizin süper kahramanınız olalım. Pelerine karşıyız biz ama korumayı, sarmayı da biliyoruz.
Alışkın değil miyiz zaten üzülmeye, üzmeye? Ne fark edecek ki birkaç gün güldükten sonra üzülmek? Bu arada Hoşbeş çileklisi de güzel, yazarken yiyorum; malum, sigarayı bıraktım, tavsiye ederim (reklam almadım). Ölmek için çabalamayın, biz kahramanlar denedik, öyle ölünmüyor. Dokunun efendim, dokunmadan sevemezsiniz; hayatınıza almadan bilemezsiniz, alerjiniz var mı? Kediye alerjim var sanıyordum ben, hayatıma aldığım an anladım müthiş bir hayvanın alerjim ile alakası olmadığını. Salak korkularımın esiri olmuşum. Yapmayın efendim, korkmayın, siktir edin birilerini üzmekten, beni ya da seni üzmekten korkmayın. Bırakın gitsin, ne kaybedeceğiz ki zamanımızdan başka? Biraz daha ölüme hızlı gitmiş olursunuz. Nasihat filan vermiyorum, merak etmeyin. Yaşadığım, bildiğim için anlatıyorum. Hep diyorum, bir ölüyü tekrar öldüremezsiniz, siz de ölüyseniz tekrar ölemezsiniz ama o ölü toprağınızda bir çiçek yetiştirin, biri gelip kopartacaksa da kopartsın. Tohumu sizde olan, sizde yine yeşerecektir. Kendimden biliyorum ben. Kopsa da bir çiçek, yine yeşerecektir, en boktan bahçelerde en güzeli. Yazıyı burada bitirmek istemiyorum ama uyumak istiyorum.
Kendinize iyi bakın demiyorum. Bırakın, size biri mutlaka iyi bakacaktır.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.