Deneme 3 dk okuma

Ben Kimim?

Eski Defterden · 9 / 21

Aynaya baktığımda görmediğim bir yüzüm. Yolda yürürken fark etmediğin, yaşadığın gerçeğim. İnsanların görmezden geldiği ama herkesin aslında farkında olduğu bir yüzüm. Bir oyun karakteri gibiyiz aslında; özelliklerimiz var ve birileri tarafından bu özelliklerimiz kullanılıyor, belki de onların yüzü oluyoruz. Peki, sen tanıyor musun beni? Ya da ben seni tanıyor muyum? Aslında aynı kişiyiz ve farklı hayatlar yaşıyoruz, olabilir mi?

Sevdiğimiz birçok müzik, film, kitap var, haksız mıyım? Peki, neden aynı yüz olamıyoruz? Kaç gün daha kaldı hayatımızda aynı yüzle yaşamamız gereken? Birilerinin kontrol ettiği yaşamımız için ne kadar süre kaldı, pardon, kaç canımız kaldı oyunu bitirebilmek için? Ben aslında kendimi tanıyorum ama kendimi tanıtamıyorum. O yüzden görünmüyorum, o yüzden bilinmiyorum. Senden farkım yok ama sen değilim, benden farkın yok ama ben değilsin. Peki, nasıl aynı yüz oluyoruz? Yolda yürürken neleri düşünmüyoruz ya da neleri özlemiyoruz, kafamızı yastığa koyduğumuzda neleri aklımıza getiriyoruz? Saçmaladığımı düşünüyor musun? O zaman burada bırakabilirsin okumayı.

Evet, aynı yüzüz, çünkü ben de bırakmadım saçmalamayı. Peki, biraz bana anlatsana kendini, hangi çiçek olmalıydın mesela? Konuşmayı seven biri değilim ben aslında, yazmayı seviyorum. Aklıma gelen her şeyi yazıyorum ben, ya sen? Kaç not defteri parçaladın sağını soluna şekiller çizmeden? Teknoloji güzel, yoksa yazım çok kötü, tam bir çivi yazısı. Yolda yürürken düşünüyorum: Yaşamımız boyu aynı evrendeyiz. Sen siyahsın ben beyaz ya da tam tersi ama sen beni görüyorsun siyah, ben seni görüyorum beyaz. Biz aynı yüzüz ve sen farkında olmuyorsun. Çok sıkılan bir insanım, bu yazıyı yazarken bile sıkıldım aslında, hatta ara verdim. Doktora gittim mesela. Yüzüm haricinde bir vücuda sahibim ya, beni terk etmeyen; yaşamımın biraz daha devam etmesi için yapmam gerekenler listesi verdiler bana. Balığın yanına rakı yok ya da kokoreç öncesi bira. Garip bir liste. Haklısın, aynı yüzüz, sen de seviyorsun ama neyi? Balığı mı yoksa kokoreç mi? Ara ara kapatırım ben bu siteyi. Zaten benle ilgili ne varsa aslında burada var ama kapatıyorum; düğmesi bende, basıyorum düğmesine, kapanıyor. Sen de kapatmıyor musun kendini? Kaçmıyor muyuz yüzümüzden? Neyi seviyorsak bizden kaçtığını düşünüyoruz. Aslında kaçmıyorlar; işte bu doktor gibi bir durum, liste veriyor, sevdiklerimiz yok diyor. Rakı içiyorum, balıkla güzel. Bira da işemesi olmasa içilir kokoreçle. Bu arada anlattım mı bilmiyorum, yaşamayı seviyorum ben. İki kere denedim ölmeyi, olmadı. Aman sen deneme, ölmeyince prosedürleri çok, yoruluyor insan.

Ben kimim sorusunu kendine sordun mu hiç? Kafanı yastığa koyduğunda, sevdiğin bir müzik çaldığında bu soruyu sordun mu? Biliyorsun, değil mi, aynı yüze sahip olduğumuzu? Bu arada yüzden kastım at hırsızı gibi olan suratımdan değil. Dünyaya bakışımızdan bahsediyorum. Birçok özelliğimiz var seninle. Bu yazıyı yazıyorum çünkü bilmelisin, biz aslında aynı kişiyiz. Renklerimiz, cinsiyetlerimizin bir önemi yok. Benim patates gibi bir kafam var ama içindekiler aynı. Sen de sevebiliyorsun, ben de sevebiliyorum – patates kızartması da iyi oluyor bira ile – sen de gülebiliyorsun, ben de. Peki, sen ağlayabiliyor musun? Bıraktığımız birçok şey var mı? Mesela metroda karşılaşsak tanır mıydık birbirimizi? Sanmam. Aynı suratı görmekten sıkılıyorken bir de karşımızda görmek kötü bir durum olur muydu? Bu durum biraz garip değil mi? Birçok karaktere sahip insanlarız ama özelliklerimiz aynı; bir seri üretim olarak çıktığımız fabrikada çalışanlar tarafından birkaç özellik ekstra olarak eklenmiş bize. Yağmuru severim ben, güzeldir. Hatta az romantik olayım: Böyle yağmur yağarken kahvemi yudumlayıp ıslanan insanları, camları, balkonlarda asılı olan çamaşırları izlerim. – Romantik olmadı sanırım. – Evet ya, bu özelliğimiz de aynı. Yüzden özelliğe geçtik, fark ettin mi? Yazı yazmayı – saçmalamayı – seviyorum. Ne kadar yazarım, ne yazarım bilmiyorum. Belki yarın yine giderim, belki uzun süre kalırım. Çok fazla kararsızlıklarım yoktur aslında, düz bir çizginin delilik tarafına doğru giden biriyim. Ne yani, çocukken hiç mi zillere basıp kaçmadık? Şimdi de insanlara dokunup kaçmıyor muyuz?

Çok konuştum. Gelirim belki ya da giderim, zaten çok fazla duramıyorum bir yer hariç; aslında orada da çok durduğum söylenemez. Ama şimdilik delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiden deliliğe geçiş yapıyorum. Ne zaman kurtarırsın bilmiyorum ya da kurtarma, delilik güzel, nasılsa sende de bu özellik var.

Yarın sabah aynaya bakıp ben kimim sorusunu sorar mısın? Sonra belki birkaç not defteri parçalarsın. Ya da dahilik kısmı ile hayatına standart bir şekilde devam edersin.

Unutmadan, yağmur yağarsa dışarıyı izle, kahve içerken güzel oluyor.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.