Deneme 2 dk okuma

Bileklerim Kanıyor?

Eski Defterden · 10 / 21

Merhaba, bugün nasılsın? Ben iyi değilim, bugün çok yürüdüm. Küçük bir şehri tavaf ettim, Afyon’u bilirsin; bir uçtan bir uca yürümek 2 saat sürüyor. Garip, göt kadar şehir ve ben bugün tavaf ettim bir uçtan bir uca. İşten ayrıldım, zaten olmuyordu. Kafamı dağıtmak için bir süre içtim; cebimdeki son paraya kadar değil, bileklerimi kanatana kadar içtim. Ne olduğunu bilmiyorum, ne yaşadığımı da. Sanırım Ankara’ya dönme vaktimin geldiğini hissediyorum. Zaten burada yapabileceğim bir şey kalmadı. Oturduğum evin karşısı mezarlık, nasıl bir ruh hâlinde olduğumu düşünebilir misin? Bu aralar yazdıklarımı zor da olsa bilgisayara geçirmeye başladım. Ne kadar çok not defteri harcamışım – lan bütün param bu defterlere mi gitti – evim sobalı, yakarım. Yürüdüm bugün saatlerce, sarhoş filan da değildim. 2 GB hafızası olan muhteşem, kendi yapımım bir MP3 player var, evet, o her tarafı silikonlu olan, onunla yürüdüm. Şarjı tam bir gün hiç aralıksız, kapatmadan gidiyor. Neyse, kilo almaya başladım. Sanırım bu şekilde yürümek değil, spor yapmak gerekiyor; zaten zayıflamak için değil, kafamdakileri atmak için yürüyorum. Daralıyorum bazen, o yüzden şehir değiştiresim geliyor. Bazen de diyorum ki “Boş ver Runo, kafandakiler değişmedikten sonra şehir değişse ne olacak?” Neyse ki o meşhur cümle geliyor aklıma: “Kafandakileri siktir etmek için önce onları siktir et.” Anlamsız geliyordu o zamanlar, bugün yürürken siktir ettim mesela. Geçmişimi siktir ettim. “Herkes gibi değilsin.” dediğini hatırlıyorum; herkes gibi olmak istiyorum. Bu arada saat çok erken, acaba bir omlet yapmasak mı, biberli?

Geldim. Yazıyı yarım bıraktım, dışarı çıktım biraz. Hava müthiş, garip bir şekilde müthiş bir şubat ayı yaşıyoruz. Corner Kafe kapanmış, sıcak çikolatası güzeldi biliyorsun; neyse, evde yaparız. Hani demiştin ya, bu Tolstoy “Karım öldüğünde olanları ona anlatmak istedim.” ya da buna yakın bir cümle söylemiştin. Her eve geldiğimde sana anlatmak istediklerim oluyor benim. Zaten sana anlatamadıklarım vardı benim, merak ettiğin, benim yorulduğum ama anlatmadığım. Kafamın içindekileri atmayı öğrettiğin için teşekkür ederim. Zaten biliyorsun, hep yoruluyordum ben. Genel olarak birilerine bir şey anlatmam, odama kapanır, saatlerce müzik dinler, yazar, çizerdim. Grafiti yapmayı bıraktım, ondan da sıkıldım. Çizdiklerimi de kaldırdım bir yere, yakarım sobada, hava soğuk oluyor biliyorsun.

Bir gün bu notları okur muyum bilmiyorum, zaten bu emektar da teklemeye başladı, hard disk; ne kurtarırsam kâr. Evet, onu diyordum: Acaba okur muyum? Yazıyorum da okuyor muyum ya da okutmuyorum. Zaten bunu okuyanlar ruh hâlimin iyi olmadığını düşünecekler. Neyse ki güneşin doğuşundaki güzelliği gördüğüm için ruh hâlim harika, sadece biraz yoruldum. Sıcak çikolata yapayım, sonra biraz Yeşilçam klasiklerinden bir şeyler izlerim. Belki de Mesutlara giderim, birkaç gün gelmeyeceğim.

Senden sonraki hayatım. Tarih: 23 Şubat 2019

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.