Deneme 2 dk okuma

Beni Neden Sevmedin?

Eski Defterden · 11 / 21

Aklıma hep bu replik geliyor, Yavuz’un o müthiş sorusu Eylül’e: “Eylül, beni neden sevmedin?” Ne acıklı sahne, değil mi? Yavuz’un ortadan kaybolduğu sahneydi; herkesten çok merak eden Eylül’ün korkularından, Yavuz’dan kaçışını anlatıyordu. İnsanların bir doğası var, hatta o aptal düşüncesi olan “kaçan kovalanır”. Müthiş değil mi? Bir şeylere yaklaşmak gerekirken kaçmanın, saklanmanın ne anlamı var? Benim durumum farklı; ben hayatımın her anında saklandım. Benim sorum en masum soruda bile kaçmayı nasıl güzel başardıklarımız hakkında. Sayısız örneği, sayısız filmleri yapılmıştır bu sahnenin; hepsinde aynı son vardır: Biri seviyordur, diğeri korkuyordur. Garip bir durum gözükse de kimse izlediklerinden, anlatılanlardan ders almamıştır. Herkes kendi bildiğini okur, bildiğini yaşar. Peki, sonuç ne oluyor? Eylüller kaçıyor, Yavuzlar sadece bekliyor. İnsan doğası gereği sevmeli, içindeki o ateşi yakmalı; yoksa küle dönen bir yürekten geriye siyah bir leke kalır. Kim sever ki siyahı benim sevdiğim kadar? Konuyu dağıtmak istemiyorum. Bu yazıyı az önce eczanede bu Yavuz’un sahnesini izleyen elemanı görünce yazasım geldi. Daha önce de dedim ya, yazmayı severim; gördüklerimden, yaşadıklarımdan, izlenimlerimden, yaşattıklarımdan yazarım ben. Evet, diyorum ya, neden beni sevmedin? Hiç kendine sordun mu bu soruyu? İnsanların neden birbirini sevmek yerine kaçması gerektiğini, umutsuzluğun en dibini görüp “Ya ben yapamıyorum.” deyişini duydun mu? Klasik sonları olan filmler, diziler gibidir aslında hayatlarımız. Zaten onu yazan arkadaşlar da benim gibi gördüklerini, yaşadıklarını, izlenimlerini, yaşattıklarını yazıyor.

Yürürken düşündüm bu kaçan kovalanır mevzusunu. Ne kadar salak bir özgüven eksikliğidir ki bu, insan sevdiği için çabalıyor, sen kaçtığın o korkularından, yaşamadıklarından kaynaklanmıyor. O seviyor, sen kaçıyorsun; sen seviyorsun, o kaçıyor. Müthiş bir aptallık. Oysa yaşanabilecek birçok durumu birlikte yaşayabileceğin insanları kaçarak senden uzaklaşmasını bekliyorsun. Tabii bu olayın müthiş bir sonu oluyor, “Sevseydi gitmezdi.” gibi. Yahu ne ayar oluyorum bu olaya. Gidiyor arkadaşım, sen istemesen de gidiyor. Neden, biliyor musun? Sen istiyorsun gitmesini, sen istiyorsun seni yarı yolda bırakmasını. Tabii istisnai durumlar yok mu? Var:

“Beklemek”

2. Bölüm

Evet, beklemek çok nadir insanların yaptığı, sonucunun yine de pek fazla değişmediği, hatta koca şehirde yaşanması en mükemmel mutluluğu beklemenin verdiği umudu ekmek arası yapıp yemeye başladığı durum geliyor. Neden bekliyorsun? Seviyorsun, değil mi? O seni hiçbir zaman sevemeyeceğini bildiğin gibi seviyorsun. Sana çok çaresiz ve aptalca gelebiliyor bu durum ama yaşayan için böyle olmuyor, çünkü sevebiliyor. İlk bölümdeki soruyu hep o soruyor. Sen de böyle arkana bakmadan gidiyorsun ve o bekliyor; döneceğini değil, sadece sevebileceğin ihtimalini umut ederek bekliyor. Dediğim gibi çok nadir durumlarda olur bu, mutlu son sadece filmlere özgü bir durum değil zaten. “Ne yani, şimdi ben kaçıyor muyum?” diyorsun ya, evet, arkana bakmadan kaçıyorsun. İşin garibi, geliyor; sen kaçtıkça sana geliyor. Sana değer verebilen insanların senin kaçmana izin vermediğini düşünüp yorma kendini, onlar senin kaçmanı da seviyor. Neyse, çok melankolik, böyle salakça bir durum oldu.

Beklemek döngüsünü başaran arkadaşlara buradan selam olsun. Başaramayanlar da hayatında kaldığı o karanlıktan devam etsin. A siz kaçanlara da bir çift sözüm: Arkanıza bakmayın, umutlanıyoruz. Siktir edin, sizi mutlu edecek kimse yok…

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.