Şimdi Yaşıyor muyuz?
Eski Defterden · 12 / 21
Hayatımızın her anını dolu dolu yaşadık, öyle değil mi? Müthiş bir hayatımız var, hepimiz istediğimiz gibi yaşıyoruz. Kendimizi kandırmayı başardığımıza göre gerçeklerle yüzleşme dediğimiz o zamana ne zaman geliriz? Peki, hâlâ kabullenmiyorsun bok gibi yaşadığımızı; istediklerimizin aslında hiçbir zaman istediğimiz gibi olmadığının farkındasın ama inanmak ya da kabullenmek istemiyorsun. Haklısın, kim ister ki hayatının tüm zararlarını cebine koyup da gezmeyi. Ben istiyorum mesela hayatımın her zorluğunu cebimde taşımayı, ki taşırım da; neden taşımayım, benim hayatım, ben yaşadım. Öyle cebimden de çıkartmam zorluklarımı, bilmez kimse ya da yaşatmam o zorlukları. Tamam ama sen bu kabullenmeyişinin zorluklarını neden başkalarına yaşatıyorsun? Kendi çektiğin acıların aslında kimse için bir önemi yok; sen çekiyorsun, sen yaşlanıyorsun, sen üzülüyorsun, sen ağlıyorsun. İnandın değil mi?
Öyle olmuyor efendim… öyle olmuyor… Sen istediğin acıyı çek, çektiğin acıların en muhteşemini de çok güzel yaşatırsın. Kabullenmediğimiz o zararları hep yaşatırız farkında olmadan. Peki sebebi ne? En klasik cevap olarak kendimize bunu söyleriz: “Hayır, ben onların üzülmesini istemiyorum.” Bir yazımda bahsettiğim bir abim var, kendisini Avatar’daki ağaç gibi gören; hayatın tüm zorluklarını üstüne kazımışlar ama hayatındaki tüm acıları silebilen biri olarak hayatına devam ediyor, yaşamayı öğreniyor, hatta bazen bana da öğretiyor. Zaten öğrenmenin yaşı yok. – Bir kahve yaptım kendime, sadece müthiş acı. – Peki sen neden yaşamayı bu şekilde zorlaştırıyorsun, neden senin için zor olduğunu düşündüğün hayat için yardım almıyorsun? Ağaç olan abim bana, sinirlenmenin hayatındaki acıları söküp atması için bir araç olarak kullanmamalısın diyor. Sakin kalmanın ve düşünmenin senin için en iyi çözüme ulaşma yöntemi olduğunu söyler. Peki sen bunu hiç denedin mi? Bir acil servis hattım olmalı insanlar için; onların acılarını yaşamalarını sağlamalıyım ya da o acıları onlarla yaşamalıyım. Acıyı sevdiğimden, ruh hastası olduğumdan değil; sadece yaşamadan anlayamam, yaşatmadan yardımcı olmam. Hep çözüm üreten insanlardan oldum. Benim için değerli olan biri “Sen hep farklısın, hiçbir zaman bizim gibi olamayacaksın.” diyordu; nitekim dediği gibiyim, ben biraz farklıyım. İnsanların üzülmesini, acı çekmesini istemem; aslında acı çekmelerine izin veririm çünkü o acıyı çekmeden çözümünü bulamam. Zaten bir ölüme çare bulamadım. Senin için bir çözüm üretmeli miyim? Beni tanıyor musun? O zaman telefonda beni Acil Servis olarak kaydet ya da 911 ya da Acı Sökme Hattı.
Evet, güzel sorumuzun güzel tarafına yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi yaşıyor muyuz?
Hayır!
Hiçbir zaman istediğimiz gibi yaşamadık. Yapmamız gereken ne var, hiçbirini henüz tamamlamadık. Güneşin doğuşunu görürken bir kahve içmedik. Güneşin batışına karşı bir duble rakı – doktoru siktir et –. Balığa gitmedik. Kamp yapmadık. Otogarda ilk şehre bilet almadık. İşte cebimdeki zorluklarla yaptıklarım bunlar. Cebimden hiç çıkartmadan sonsuza dek bunları yapabilirim. Peki sen yaşamak istiyor musun? İçindeki acıları aynı masada eritmek ister misin? O zaman al eline telefonu ve senin için Acil Servis kim ise ona ulaş; içindekileri, dışındakileri, seni sen yapan, seni sen yapmasın diyen ne varsa anlat. Neden biliyor musun? O çektiğin acıları o da yaşamalı, yaşamalı ki sana çözüm üretsin. Bu arada telefonda ağlayacaksan da yanına bolca Selpak al, sohbeti bölme.
Sana verebileceğim tavsiye değil, bir yaşam tarzı: İnsanlar yalnız doğar, yalnız olur ama doğumdan ölüme kadar yalnız kalamaz… Sen de yalnız kalmamalısın. Bencil olma, bencil olmak seni kurtarmayacak; sana senden olanlar huzur verecektir…
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.