Deneme 3 dk okuma

İkişer İkişer Çıkıyorum Merdivenleri

Eski Defterden · 13 / 21

Ulaşmak istediğim ne varsa hemen olsun isteyen biri değilim, zaten ulaşmak istediğim de bir şey yok aslında. Bir kaplumbağa gibiyim, sırtımda taşıyorum ben evimi; bankta olsa yatmayı, karanlığın bana hiçbir zaman huzur vermediği her yeri seviyorum ben. Işığa muhtaç olduğumdan değil aslında, karanlığa olan kinimden ikişer ikişer çıkıyorum ben merdivenleri, nefes nefese, bayılırcasına.

Hayatımız ne kadar garip değil mi? Onca vedaları geride bırakıp yenilerini ekleyebiliyoruz; her ettiğimiz vedanın sonraki vedayla aynı olması bizim sorunumuz mu? Hadi ya, sorun mu? Olması gereken değil miydi bu? Ne zaman yoruluyorsun? Hızlı hızlı adım atıyor musun? Küçücük dünyada ne kadar da büyüksün, farkında mısın? Yoruluyorum ben, yaşadığım hayattan değil aslında, yorgunluğum soluduğum havadan da değil. İnsanlardan yoruluyorum ben; basit bir yaşamı kördüğüm etmeyi başaran insanlar yoruyor beni. Kendimi anlatmaktan yoruluyorum, bazen kendime olan inancımı anlatmaktan. O zaman da ikişer ikişer çıkıyorum merdivenleri, bayılacağımı bilsem de… Mesela bir süre yazı yazmamıştım. Ben konuşmadım, hatta uyumadım bile – hâlâ uyumuyorum aslında –, karanlığa olan öfkemi atmanın yolunu aradım yıllarca. Kendi içimden defalarca konuştum kendimle, hatta bazen kendimi kaybedercesine bağıra çağıra kavga ettim kendimle. Ne zaman kavga etsem kendimle, ikişer ikişer çıktım merdivenleri, peşimden geldiğini bilsem de…

Düşünüyorum bazen, acaba doğru olan neydi benim için? Rakının verdiği acıyı ne ile atmalıydım? Nikotin yüklü vücuduma ne kadar zarar verebildiğimi hiç düşünmedim, zaten vücudumu da çok düşündüğüm söylenemez. Vücudumdaki bu kadar kiri nasıl atmalıydım mesela? Kapattığım kapılarımı ne zaman açmalıydım? Ne kadar daha acı çekebilirdim ki ya da ne kadar daha canımı yakabilirlerdi benim? Ne kalmıştı ki etten başka bende; olmayan kalbimi daha ne kadar parçalara ayırabilirlerdi? Bunları düşünürken ikişer ikişer çıkıyorum merdivenleri… Sebebini bilmediğim ne varsa düşünüyorum çözüm üretmek için. Peki karanlığa olan kinimi, öfkemi neden hiç çözemedim ben? Aslında kin ve öfkemi de kusmadım ben, gerek duymadım, yoruluyorum çünkü. Derdimi anlatacak kadar yaşıyordum bir süre ve hiç merhaba demedim bile insanlara; öyle soğuktu ki kimse de ateşle yaklaşmadı bana. Bir huyum vardır benim, dudaklarımı yiyorum sürekli; yaradır dudaklarım, acısa da kanayana kadar yerim dudaklarımı. Belki de öfkemi böyle çıkarıyorumdur kendimden. Kendime olan saygımı yitirdim bir süre önce; yapmam gereken ne varsa sildim kendimden, geçmişimden kaçmanın bana verdiği görev ile çıktım ikişer ikişer bu merdivenleri. Şimdi bakıyorum da ne bırakmışım ki kendimden geriye? Eski olan, hatıra olan hiçbir şey kalmamış bende; silmişim hepsini tek tek, fotoğraf bile yok geçmişimden bana kalan ya da geçmişimden kalan… Bırakıyorum kendimi boşluğa, süzülüyorum; yere çakılacağımı bildiğim en yüksek boşluktan bırakıyorum kendimi. Biliyor musun, ölemiyorum ben, zaten bu saatten sonra da ölmenin bir önemi yok bende… Kendime olan inancımı yeniden bulduğum bu zaman diliminde ölmeye pek niyetim yok da ya o geliyorsa, ikişer ikişer merdivenlerden çıkarak? Neyse, gelsin; zaten alabileceği bir 21 gram benden, gerisi zaten bana bile yaramayan et parçası. İnsanların ruhu olmalı diyorum, ruhu olan insanlar sevilmeli. Sevilmeyişimin nedeni belki ruhumu göstermediğim içindir; nasıl gösterebilecektim ki zaten, etimi parçalara ayıran, kalbimi söküp alan insanoğlu ruhumun da ırzına geçmeyecek miydi? Kapatıyorum ruhumu, öyle herkes de bilmiyor bu özelliğimi. Ben olan ne varsa zamanla öğretiyorum ya da öğretemeden zamanım bitiyor, sebebi belli:

İkişer ikişer çıkıyorum ben merdivenleri… Kimse öğrenmesin, kimse görmesin diye beni…

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.