Deneme 3 dk okuma

Birkaç Gündür Yoktum

Eski Defterden · 6 / 21

Zamanın nasıl geçtiğini bilmediğimiz anlar vardır. Bu anlar hayatımızın en güzel günleri yaşadığımız ya da en berbat günlerini içine çeken günlerden olabilir. Hayatınızın her anında sizin için özel insanları kaybetmenin bir korkusu oluştu mu hiç? Sevdiklerimiz kategorisi oluşturup o kategori içindekilerin tek tek “Delete” edileceği gerçeğini yaşatmak istiyorum size. Ya da siktir edin, yaşamayalım, zaten hepimiz bir tuş yardımı ile silineceğiz. İnsanların en büyük kavgası ölümsüzlük üzerine olmuş. Peki, öldükten sonra yaşamaya devam eden insanları hiç tanıdınız mı? Öyle leş kokan canlı insanlar gibi değildi ölü insanlar; grinin en güzel tonunun yavaş yavaş siyaha dönüştüğünü onlarda görebilirsiniz. En sevdiğiniz şarkının tekrarı gibidir aslında onlar, baştan sona sıkılmadan dinleyebilirsiniz.

Peki, neden ölümle ilgili konuşuyorum? Fiziksel olarak bir ölmekten bahsetmiyorum aslında. Zaten birçoğunuzun götü yemez buna; götü yiyen de pişman olur, kendi içinde kalıcı hasarlar bırakır. Kendi içinden ziyade çevresine zarar bırakır, sürekli tetikte bir yaşam sürdürürler; çok sevdiklerinden de değil, başları ağrımasın diye. Hayatımızın bok olduğunu düşünüyoruz, sonra salağın biri çıkıp diyor ki “Şükret hâline, aç değilsin, açıkta değilsin.” Öyle insanlara, ki sen de onlardan biri isen, bu cümleyi kuruyorum:

“Lan göt, açım, sevgiye, şefkate, huzura açım. İbnenin evladı, sen nereden bileceksin bu duyguları?” – rahatladım –

Kafamın içinde birçok senaryo var benim aslında, ilkini eskilerde yazmışlığım var: “ORALET”. Oraleti çok severim ben; hani şu kahvehanelerde, babanız, dedeniz ile gittiğinizde “Bizim ufaklığa da bir oralet.” derler ya, işte o sarının en güzeli, o portakalın en mis kokanı. Tabii yazdığım senaryo oralet üzerine değil, sadece ismi Oralet. Güzel senaryo yazmıştım; çekecek bir Hollywood bütçesi olmadığı için bir DELETE tuşu ile sildim. Zaten ben arada yazar, sonra DELETE ile imha ederim. Kafamdakileri hiçbir zaman DELETE edemiyorum, biliyor musun? Bu arada geçenlerde sikkonun biri “İmla hatalarını öğren, öyle yaz, her gelen yazar oldu.” gibi salak bir mail atmış. Kendisine teşekkür ediyorum, yine dehşet verici bir imla hatası üzerine yazı yazdım. Araya bunları da sıkıştırayım da kafamdaki bazı gereksiz konuları DELETE etmiş olalım.

Neyse, ölülerden ya da dirilerden bahsediyordum. Sizin diri gördüğünüz aslında ölü olan. Otobüslerde, metrolarda, yürürken sokaklarda gülerken gözleri gülmeyen ölülerden bahsediyorum. “I see dead people” demiyorum, merak etmeyin. Sadece bu insanları ölü olmadan göremezsiniz, bunu anlatmaya çalışıyorum sizlere. Kafamın içinde olan birçok olayı yazacağım diye bir karar almıştım. Ama her şeyden sıkılan ben bundan da vazgeçmek üzereyim. Neyse ki hayatımda bir ölü var, dirilmeye başlayan, benim gibi. O biraz güç veriyor bana, onu bir ara yazacağım. Neyse. Ne anlatıyordum? Dur, bir çay koyayım…

İnsanların üzülüyorum deyişi kadar yalan olan bir durum varsa “Senin bu hâline üzülüyorum.” deyişleri. Hüngür hüngür ağlarken “A ibne, sen önce kendi kokuşmuş hâline bak.” diyesiniz geliyor, değil mi? Ama diyemiyorsunuz. Neden mi diyemiyorsunuz? Hüngür hüngür ağladığınız için değil, onlar üzülmesin; çünkü çekmiş olduğunuz acılar onların kaldırabileceği bir acı olmuyor genelde. Bir de “Hayatın devam ediyor.” diyen keşkül götlüler; onların da diğerlerinden farkı yok. Bir ölünün hayatı yoktur. Evet, bir ölü olabiliriz ama bu, toprağımızda çiçekler yetişmeyecek anlamına gelmeyecektir. Zaten bir ölüyü en güzel ayakta tutan o toprağında yetişen papatyalardır. Papatyalar her zaman güzeldir. Onları çiğneyen yavşakların da ağzına sıçayım.

Çok gerildim, burada yazıyı bitiriyorum. Bir ara yazmaya devam edeceğim. Buralarda uğrarsan toprağıma bir su dökmeyi unutma…

Kendine iyi bak demiyorum. Toprağına bir papatya dikmen dileği ile.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.