Daydream
Hayal kurduğumuz insanlıktan, umudumuzu yitirdiğimiz insanlıkla tanışmaya başladığımızda içimizde bir şeylerin koptuğunu fark ediyoruz. Bu durumun bir şarkısı belirlense, bana göre Mark Eliyahu’nun Daydream şarkısı olurdu. Sizi içinizdekiyle bir savaşa sokup o burukluğu tekrar tekrar yaşatabileceğini düşünüyorum.
Düşünün… O vakit yüklediğiniz tüm anlamların size ait olmadığını hissettiğinizde, hangi şarkı çalıyor kulaklarınızda? Kaybolduğunuzu fark ettiğinizde, yolun doğru olmadığını bilerek yürümeye devam edebiliyor musunuz?
Geçebilecek zaman içerisinde çektiğiniz acının sadece sizi yiyip, devamı yokmuşçasına tekrarlamak için can atışını fark ettiniz mi? Hep yaşıyoruz bu hayatı, “Varsın olsun, ne kaybedeceğiz ki?” dediğimiz tüm her şeyi kaybettiğimizde… Bu insanlık bize neyi umut ettirip, tekrar kaybedişimizi bize göstermekten zevk alıyor mesela?
İçimizde bir sessizlik büyüyor her geçen gün. Ne bağırabiliyoruz içimizdeki çığlığı ne de susturabiliyoruz. İnsan bazen kendine bile yabancılaşıyor; aynaya baktığında gördüğünün kim olduğunu unutuyor. Çünkü yaşadıklarımız, olmak istediğimiz kişiden çalıp duruyor bizi. Ve biz hâlâ, sanki her şey normalmiş gibi davranıyoruz. Ne garip…
Yorgunluğun tarifi değişti artık. Sadece fiziksel bir ağırlık değil bu; içine oturmuş, kök salmış bir hissizlik. Ne sevinç tam sevinç ne hüzün gerçek bir hüzün… Her şey yarım, her şey eksik. Kalbimiz bile bazen ritmini unutur gibi atıyor. İnsanlığı yitirmeye başladığımız şu günlerde hâlâ insan kalabilmek için savaşmak… Ne acı.
Ne diyordu Halikarnas Balıkçısı: “İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar, göstermeyi bırakırlar.”
Şimdi, yaşamamızın kalan süresini kırıldığımız için mi yaşamalıyız, yoksa göstermemiz gereken sevginin ışığında mı yaşlanmalıyız? Ne değişecek hayatımızdan? İnancı olanın inancına mı kanmamız gerekiyor, insanlığa olan umudumuzun bir öneminin olmadığını mı hatırlatmak gerekiyor?
Seçimlerini yaşamak için çabalayanın sırtını mı sıvazlamak gerekiyor? Sonuçlarını bildiğimiz seçimlerin doğruluğunu mu ispatlamak gerekiyor?
Neyi dert edeceğimizi unutmaya başlıyorum. Renklerin içindeki griye olan savaşımızı kaybettiğimiz belli. Siyaha doymak için seçtiğimiz yolda mı yürüyoruz, yoksa siyah mı bizi kendine esir ediyor? Yaşımızı aldığımız kadar göreceğiz grinin üstümüzde ne kadar güzel durduğunu…
Ya da umudumuzu yitirdiğimiz bu insanlığın rengârenk hayatlarının ne kadar gri olduğunu.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.