Hislerimiz
Eski Defterden · 19 / 21
Duygular körelir mi bilmiyorum ama törpülendiğini artık öğrendim. İnsanlara beslediğimiz tüm duyguların törpülendiği durumu gerçek geliyor bana. Beslediğiniz tüm sevgiler ve tüm nefretler bir zaman diliminde hayatınızda oluşan durumlar sonrası törpülenmeye başlıyor. Yaş ilerledikçe denilen bir durum diye düşünüyordum ama aslında durumun yaş ile alakası olmadığı, yaşadıklarımızla alakalı olduğu durumu gerçek kılıyor. Zaman içerisinde güvenmiş olduğumuz tüm insanlara bakış açımız değişmeye başlıyor, sonrasında güven denilen en güzel olay başlıyor. Sahi, güvenmek neden bu kadar basit bir durum olabiliyor ki? Birçoğunuz beni tanımıyordur, birçoğunuz da aslında tanıdığını düşünüyor olabilir ama aslında hiç kimse beni tanımıyor; çünkü hayatım içerisinde bulunan sürede yaşadıklarım bana güven duygusunu tamamen kazımama sebep verdi. Hayatıma giren tüm insanlar benden bir şeyler çaldığı için insanlara olan güvenim kalmadı; hayatıma her giren insana “salağa yatmak” tabirini kullanarak onlar gibi olmak gerektiğini gördüm. Bir elin on parmağını geçmeyecek kadar tanıyanların biriktiği dünyamda yaşamaya başladım uzun bir süre; adımı soyadımı bilenler kısmının dışında bıraktığım insanlar onlar. Güven duygusu gibi sevmek ve sevilmek kısmını, her insanın yaşadığını yaşamak benim ya da benim gibiler için biraz daha zor oluyor. Çünkü sevdiklerine beslediğin güven onların seni tanımasına, hayatını öğrenmesine, tüm bildiklerini duymalarına sebep oluyor; sonrasında güven duygusu kendini yitirmeye başladığında hayatımızda olan insanların aslında hayatlarımızda olmadığını fark ediyoruz. Bu durumu sayısız kere yaşadığımız için en ufak sevgi kırıntısında tüm güvenimiz tamamlanmış oluyor ve aslında tüm benliğimiz, tüm içimizdeki dışarı çıkmaya başlıyor. Peki, sevilmek kısmında yaşadığımız durumlar nefret kısmına dönüşüyor mu dersiniz?
Bence dönüşmemeli. Aslında yapımız gereği öfkeyle kalkıp zararla oturan varlıklarız ama bizim gibi birkaç kişi bu durumdan biraz farklı olabiliyor. Hayatım boyunca kin güttüğüm ve hâlâ da gütmekte olduğum insanlar var ki bazıları hâlâ hayatlarında yaşadıklarının bile farkında değiller. Ama “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen insan tipinden olmadım; tabii böyle olup “kırıldığım kadar kırmalıyım” demedim. Sessizliğimin bir korku verdiğini söyleyen biri vardı. Çünkü ben hayatım boyunca hep konuşan insandım; gülebilen, güldürmek için çabalayan bir insanoğlu iken nasıl bir karabasana dönüştüm? Yukarıda anlattım; sevdiğim insanlara güvendiğim sürece yok olmaya başladım ben, mutluluğumun alındığını fark ettikçe içimdeki karabasanı dışarı çıkarttım. Kötü bir ruh hâlinde olduğum süre zarfında nefret duygumun kabarmasını fark ettiğimde susmaya başladım. Önce kendimi susturdum; içimdeki karabasan sonsuza dek konuşabilirdi, onun susmasını hiç istemedim çünkü nefret ettim. Yok oluşunu izlediğim insanlardan nefret ettim, kendimden nefret ettim; içimdeki karabasan konuştukça sustum. İşte bu sustuğum süre zarfında korku verdim insanlara çünkü ben güveni törpülenmiş biriydim. Sonuna kadar haklı olduğumu düşündüğüm durumu, içimdeki karabasanın nefesi tükendiğini anladığımda konuşmaya başladım. Kendi kabuğunda yaşayan birinin kabuğu kırıldığı zaman canı acımaya başlar; sonrasında acıyan canını neyin, kimin acıttığını sorgulamadan nefreti ortaya çıkartır. İşte nefret etme kısmı bu şekilde törpülenmeden senin ya da bir başkasının hayatı üzerinde bir karabasan olarak yaşamaya başlıyor. Sen içindeki acıyı ya da içinde acıttığını anlattığında güvenmiş oluyorsun; güvendiğinde senin canını acıtanlar kısmı için bu karabasanı besliyorsun. Sonuç, hiçbir zaman bilinmeyecek olan bir durumu başlatıyor; sen yaşamaya başlıyorsun, karabasan seninle büyümeye başlıyor.
Sonsuza dek törpülenmedi hislerimiz ama her giren aldı bizden bir parçamızı. Zaten karabasan da bunu istemiyor muydu? Birileri girmeli yüreğine, birilerini sevmelisin ki karabasan büyüsün ve sen de olan tüm hisleri törpüle, yok edercesine. Tüm duygularının köreldiğini düşündüğün anda yine gelecek olan biri, yine senden bir parça almaya. Ve uyuyan karabasan uyanacak içinde; sen susacaksın, o konuşacak, sen sadece susacaksın…
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.