Kendine İyi Bakmak
Bir insanın yokluğunu kabul etmek bazen bir olay anında değil, günlere, haftalara yayılan sessiz bir süreçle gerçekleşir. Bir gün fark edersin ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bir daha karşılaşmayacağız, bir daha sarılmayacağız, o yüzünün değiştiği o küçük anı, dudağını büzüp içten içe gülümsediğin o hâli bir daha göremeyeceğim. Bu fark ediş, insanın içinde önce ince bir sızı gibi başlar, sonra ağır bir gölgenin bütün duyguların üzerine yavaşça çöktüğünü hissedersin. Sanki herkes dünyada yoluna devam ederken, sen tek bir anın içinde sıkışıp kalmışsın gibi olur. İnsan bazen hayatın geri kalanını değil, sadece bir günü atlatmaya çalışır. Çünkü bazı ayrılıklar bitmiş gibi görünse de içte bitmez. Bir yanın hâlâ onun bıraktığı boşluğu anlamlandırmaya çalışır, diğer yanın ise yaşamak zorunda olduğunu hatırlatır. Bu yüzden “kendine iyi bakmak” dediğin şey, aslında kendini toparlamak için değil; tamamen dağılmamak içindir. Zihninde yaşayan bir hatıra vardır ve onun ağırlığıyla yaşamayı öğrenmek zaman ister. Hatta bazen, o hatıranın içinde yavaş yavaş eriyeceğini düşündüğün günler bile olur. Ama yine de devam edersin, çünkü başka bir seçeneğin yoktur. İşin en zor tarafı ise, hiç kimsenin senin kadar anlamadığı gerçeğidir. Dışarıdan bakan birine göre hayat her zamanki gibi akıyordur. Oysa içindeki dünya bambaşka bir yerde, bambaşka bir zamanda kalmıştır. İnsan böyle zamanlarda çok şey söylemek ister ama kelimeler boğazına düğümlenir. Çünkü yaşananlar anlatılsa hafiflemeyecek kadar derindir. İçindeki boşluk her geçen gün başka bir biçim alır; bazen sessiz bir özlem, bazen keskin bir kırgınlık, bazen de sadece yorgun bir kabulleniş. Birini tamamen kaybetmek, aslında bir sürü küçük kaybın toplamıdır. Onun sesi, gülüşü, dokunuşu, bakışı… Hepsi tek tek zihinde kalır ama gerçeğe dokunamaz hâle gelir. O anılar bir yandan teselli eder gibi olur, diğer yandan insanın kalbine ince bir ağırlık bırakır. Çünkü bildiğin bir şey vardır: O anıların hiçbiri geri gelmeyecek. Bu gerçeğin insanı nasıl tükettiğini açıklamak kolay değildir. Bir fotoğrafa bakıp uzun uzun kaldığın, bir cümlenin aklına takıldığı, bir kokunun bile içini burktuğu zamanlar olur. Ve bütün bunlar, yaşadığın şeyin ne kadar gerçek olduğunu daha da hissettirir. “Bulduğum tek çözüm şimdilik bu, idare ediyorum bir şekilde…” Bu cümle, bazen ayakta durmanın tek yolu olduğu zamanları anlatır. Gerçek bir çözüm yoktur, acıyı tamamen ortadan kaldıran bir yol yoktur; sadece yaşamayı sürdürebilmek için seçilen küçük ama anlamlı savunmalar vardır. Bazen duygularını ağır ağır taşırsın, bazen görmezden gelmeye çalışırsın, bazen de sadece nefes almaya odaklanırsın. İşte insan tam bu noktada güç kazanır; çünkü hâlâ yürüyordur, hâlâ hayattadır. Zamanın bu duyguyu hafifletip hafifletmeyeceğini bilmek mümkün değil. Ama bir gün, acının keskinliği azalır; geriye sadece daha sakin bir özlem kalır. O gün geldiğinde bile, tamamen unutmak mümkün olmayabilir. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gitse bile içimizde yer etmeye devam eder. Bizi değiştiren, bakışımızı dönüştüren, hayatımıza bir iz bırakan herkes bir şekilde kalır. Hem kabullenen hem kabullenemeyen… Bu yüzden, kendine iyi bakmak bazen en büyük cesarettir. Çünkü insan, geçmişin gölgesiyle yaşarken bile geleceğe tutunmaya çalışır. Belki acı tamamen geçmeyecek, belki bir yanın hep eksik kalacak, ama yine de taşımayı öğreneceksin. Bugün yaptığın şey tam olarak bu: Ayakta kalmaya çalışmak, duygularının içinde kaybolmadan hayatı sürdürebilmek. Ve bu, düşündüğünden daha güçlü bir duruştur.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.