Merhametim Yok
Eski Defterden · 2 / 21
Karanlıkta yaşıyoruz aslında, tam bir körüz. Ne istediğimizi bilmediğimiz gibi hayatımızdaki insanlara da ne istediğimizi anlatmayı tercih etmiyoruz. Tam bir körüz.
Düşündüğüm kadar yaşatıyorum içimde insanları, onlara yüklediğim anlamlar kadar varlar bende. Hepimizin eski hayatında çektiği acılar, güzel mutluluklar vardır. Kimileri bu anları hatırlamak dahi istemez, özleyeceklerini düşünür. Körsündür sen; o güzel anları düşünmek seni özleme sürüklüyorsa eğer, neden şimdi düşünmek yerine yaşatmayı tercih etmedin? Bencilliğimizin zirvesinde yaşıyoruz, öyle bir zirve ki hem benciliz hem zirvede yalnızız hem de isyan ediyoruz salak gibi bu duruma. İlk yazılarımda da çevremi analiz ettiğimi, onları ilerleyen zamanlarda yazdığımı söylerim. Mutsuzluğumuzu dile getirmediğimiz, kabullendiğimiz anlar hepimizde var olmuştur. Peki, neden bu kabullenme işinde bu kadar iyiyiz? Neydi o “aman ağzımızın tadı bozulmasın” diyen kitle için verdiğimiz çabaya ne gerek var? Oysa ne güzel demişti Neyzen Tevfik: “Yansın bu ibneler, su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim.” Bu şiirin devamı da iyi ama yeri değil. Geleceğimize saygımız olduğu gibi geçmişimize de önemli derecede bir saygı bırakmışızdır. Neyse efendim, konuyu dağıttım. Evet, kabulleniyoruz. Kabullenmeyelim abi, biri bizi üzdü diye onu kabullenmeyelim, merhametimiz olmasın. Tabii burada “Bize merhamet duymadılar.” gibi bir cümle kuranlarınız varsa derhal terk etsin burayı, zira en fazla sizin gibilere merhamet duyuldu; duyuldu ki yaptığımız her şey sizin gibi insanlar yüzünden doğru olsa da doğruluğu kabul edilmedi.
Geçenlerde metroda giderken bir insan evladı gördüm. O boynundaki fular, o müthiş yuvarlak gözlükleri ve o giydiği kareli ceket ile tam bir entel bir insan evladıydı. Okuduğu kitap “Özgürlüğün Elli Tonu”. Kibar bir insan evladına benzettiğim, merhametin en dibini sıyırıp verebileceğim insan evladıydı oysa. “Ee?” diyorsunuz demi, ne oldu? Yanında oturan kadına, ki onun verdiği merhameti dibine kadar sömürmeyi ilke edinmiş, bu net, köpek gibi davranıyordu. Hatta o kadar iyi bir köpeklik ki bu gözlüğünü yerden yere vurduğum insan evladı kıza el hareketleri ile bir şeyler yapmaya çalışıyor. Yaş ortalaması tam bir bad boy aşkı olan güzel kadın, sana da saygı ve sevgimi iletiyorum. O insan evladı seni sömürdükten sonra gittiğinde hayatına gelecek olan yaşatacağın ıstırap için şimdiden teşekkür ederim. Umarım o vizyonsuz el kol hareketlerine gülüp verdiğin merhameti, sana dokunmakta bile tereddüt ile yaklaşacak olan karakteri bol acılı kardeşime de yaparsın. Yine sinirlendim. Neyse efendim, işte bu yazıyı bunları görünce yazasım geldi ama ne zaman yazacağıma tam emin değildim. Bugün bir video izlerken aklıma geldi. “Merhametine tecavüz edilen insanın verilen merhamete saygısı olur mu?” diye sordum kendime.
Evet, buraya kadar okumayı başarıp da “Ne diyor bu mal?” diyorsan çok basit bir soru soruyorum: Merhamet duygun var mı? Eğer varsa bu duyguyu öldürmek için çabalamayı seçtin mi? Seçtiysen başaramadığını ikimiz de biliyoruz ama neden başaramadığını bulamadığımızı biliyor muyuz? Sevmek eylemini merhamet sanan insanoğlunun bize bıraktığı, hatta yüklediği en salak durum bu işte. Seviyorum diyorsun ama sevmiyorsun; işte o sevmediğini fark ettiğinde onun sana yaptıklarının merhameti sende birikiyor. Bu olmamalı işte. Seviyorsan onun kaşını gözünü de değil, sana yaklaşımını, saygısını, üslubunu sevmelisin. Peki, merhameti nasıl öldüreceğiz ya da öldürebilecek miyiz? İnan bilmiyorum ama bildiğim tek şey, hayatımıza aldığımız, hayatına girdiğimiz her insanın bize merhamet etmesi bizi sevmesinin önüne geçecek ve bizim de aynı şekilde onu sevmemizin önüne geçecek. Buradan çıkan sonuç: Merhamet etmeyin – sevin, saygı gösterin – kendinize olan saygınız ile karşınızdakine yaklaşın. Bu, karşı tarafın da size olan saygı ve sevgisini göstermesine sebep olacaktır. Nitekim sizden sonra biri olursa ona olan inancın da körelmemiş olursunuz.
Kendinize iyi bakın.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.