Nebula
Zamanın geçtiğini fark ettiğimizde, bir şeylerin bizden kopup gittiğini de fark ediyoruz. “Doctor Who” karakteri gibi tüm zamanları gezmiş olsak bile, yine içimizde kopan zamanı geri yakalamak için boş bir çabanın içinde olduğumuzu fark etmemiz bile bizi, zamanın içinde geçirdiğimiz kayboluşa sürüklüyor sanırım. Adım sayar cihazı vardır hani; babaannelerin tespih olarak kullandığı, zamanı belirleyen basit bir cihaz. O bile bir süre sonra kendini sıfırlayıp yeniden başladığı zamana dönüyor. Biz ise tam tersi olarak, sıfırlanmadan gitmek için çabalıyoruz. Aklımı yitirdiğimi düşündüğüm günlerde, içimde oluşan boşlukta zamanımı, içtiğim sigaranın belirlediği dakikalara göre yaşamaya başladığımı hatırlıyorum. Zamanda yolculuk gibi bir durum olmalı bu. Yoksa bu kadar çok sigara içip kendi içimde zamanda yolculuk yapma fikri, mantığımın almadığı bir bölümdü. Kimi insanın içinde kapıldığı garip hislerin bile daha önceden yaşanmış olması fikri ne kadar da aşina geliyor, farkında mısınız? Yediğiniz en mükemmel yemeği tekrar yeme fırsatı için, önce ileride bir zamana gidip, sonrasında o muhteşem yemeğin geçmişindeki zamana ufak bir yolculuk sırasında başlıyor sorgulamanız.
Sahil kasabalarının şarap stokunu tüketmekle görevli kirli sakallı adamlar, kışların vazgeçilmezi balıkçı yaka kazakları ve bereleri, yazların o muhteşem sarı balıkçı tulumları ile hepimize “Vay anasını, ne söz be!” dedirten cümlelerin sahipleri bile, geçmişlerinin özlemiyle geleceklerinin zaman yolculuğunu sorgulamışlardır. İşte hayat bu kadar hızlı akıp giderken, biz içimizdeki zaman yolculuğunu bırakmayı tam olarak başaramıyoruz. Bunun sebebi tüm hatıralarımıza olan inancımız mı, yoksa tam tersi olarak inançsızlığımız mı, kestiremiyorum. Birkaç gün öncesine kadar, yaşamın bana bahşettiği insanlarla olan sohbetimde çok güzel bir cümle ile karşılaştım:
“İnsan, kendi zaman tünelinde kendi hikâyesini arıyor.”
Aklıma bu denli takılan bu cümle, aslında yeni nesil sosyal medya uygulamalarının da bizim kendi zaman tünelimizde geçmişimizi aradığımızı fark ettiriyor. Siyah beyaz olan şeylere zaafımın olduğunu bildiğim her kare, benim için geçmişimin en güzel zamanlarının ışık hızında zihnimden geçmesine sebep oluyor. Acaba renklerin olmadığına bu kadar çok inanmamdan mı kaynaklanıyor, tam bilemiyorum. Nitekim hepimizin zaman tünelindeki geçmiş arayışı, bizi ileriki zamanlarda da geçmişimizin izlerini bulmaya götürecek mi, kestiremiyorum. Fakat babaannelerimizin kullandığı tespih cihazı kadar istikrarlı olamasak da, biz de bazen kendi içimizde kendimizi sıfırlamayı başarabilen nadir insanlardan biri olabiliyoruz. Kurt Cobain, intihar mektubunda “Ben çok kararsızım, ümitsizim!” diye yazmıştı. Bu isyan, bana hep Cobain’in zamanda yolculuğunu tamamladığını hissettiriyor. Gerçi bunu ben de denemiştim. Belki de zamanda yolculuğum tam anlamıyla tamamlanmadığı için bir mektup yazma ihtiyacı ve ölmeyi garantileme durumum gerçekleşmedi.
İnsanların tüm istediklerine ulaşması güç olabiliyor. Fakat insanların geçmişlerinden istediklerinin gelecekte olmaması, sanırım insanları büyük hayal kırıklıklarına uğratıyor. Bunu başarabilen insanların ise, zaten hayatlarına son verdiklerinin farkında olmadıklarını düşünüyorum. İçinizdeki zamanı durdurmayın. İstediğiniz zamana gidebilirsiniz. Fakat istediğiniz zamanda, istediğiniz zamanı hiçbir zaman bulamayacağınızı bilmenizi isterim. Çünkü bu isteğiniz, zamanın içinizdeki zamana yaptığı büyük haksızlığı, ömrünüz boyunca bir yük olarak taşımanıza sebep olacaktır.
İnsanın kendine verdiği bu zarar, belki de sessizce intihar etme şeklidir. Ve intihar etmek, sadece ölümle sonuçlanmaz. İyi insanların olmadığı bir dünyada, iyi olabilmek bir görevdir. Bu görev, yaşayan herkese adanmıştır.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.