Deneme 2 dk okuma

Yalnızlık Kabuğu

Nedenini bilmediğimiz yalnızlıkların bizde bıraktığı izleri oturup şöyle bir düşünmeye başladığımda, garip bir şekilde bir korku hâli başladığı izlenimini görüyorum. İnsanın doğasında mı var, ya da yaşadığımız duyguların bizde bıraktığı bu anlamsız kalıp mı, çözemediğim anlardan biri oluyor. Kendi kabuğuna çekilmeyi bir görev bilinci edinen insanların pişmanlıkları ve güvensizlikleri ile bir sıkı dost olma ilişkisi başlıyor. Sonrası malum: Hayat şartlarının bize sunduğu bu anlamsız ve içinden çıkamadığımız karanlık, bizi hapsedip dışarıdan gelecek olan tehlikeye karşı savunacağına dair hipnozu ile, gülmenin bile bizden uzaklaşmasına izin vermemizle hikâye başlıyor. Kaç kere kaybettiğimizi bize fark ettirmeden korku hâlini empoze eden bu kabuk, demir törpüsü gibi içimizdeki her şeyi törpülemeye başladığında biraz geç kaldığımızı fark etmeye başlıyor; fakat verdiği sahte huzur ve konfor alanı bizi o kadar içine hapsetmiş ki biz bunun bir uyku hâli olduğunun farkında olmadan kaybettiklerimizi bir zafer edası ile izlemeye devam ediyoruz. “Kaçmak güzel” nasıl bir eylemdir? Bu uyku hâlinden geç kalmanın verdiği tarifi mümkün olmayan bir kaybediş midir? Soruların bu kadar ağır olmasını fark edemediğimiz zaman, bizi koruyan bu güzide kabuğun ne kadar sert ve karanlık olduğunu anlayarak yine güven hipnozu ile yaşamamıza kaldığımız yerden devam edebiliyoruz.

Bir yolun diğer yarısında kalan tüm hayatımızın bizden nasıl gideceğini hesaplayacak kadar ileride olduğunu fark ettiğimizde, işte bu yalnızlık bizi esir almış oluyor. Yürüdüğünüz tüm bu yol sizi sizden bağımsız olarak kurtarmaya çalışanlarla dolu olduğunu gördüğünüzde, içinizdeki bu demir törpü zihninizde size ait olan kaçış planlarını da törpülemeye ve sizin sizden daha iyi bir dostunuz olmadığına ikna etmesi ile devam ediyor. Sevmek eylemi sizin için sıradan ve insancıl bir eylem gibi gelebilmesi normal dışı olmaya başlıyor, çünkü içinizdeki törpü size ait ne varsa zaten bunları fark ettiğinizde temizlemiş oldu. Yeni bir dünyanın kapılarını aramayı geçin, kendi içinizdeki kapının kulpu artık yok… Bu durum size biraz anlamsız ve garip geliyor olabilir ya da hiç düşünmeden içinizdeki bu kabuk size en iyi hipnozları ile güvensizliğin yalanlarını anlatmaya başlıyor olabilir.

Birkaç gün daha süren bu izlenimlerimin sonuç olarak benden bir şeyleri götürdüğünü fark ettiğimde cama koştum. Nitekim yaşadığım yılın verdiği o gri görüntü, bende bir çiçeğin renginin bu kadar güzel olabileceğini hatırlatmama engel olamadı. Bir renk vardı dışarıda, bendeki grinin tam aksine; ya da rengin yalnızlık kabuğu onu da kendine esir almış olmalıydı. Yoksa herkes mi kendi kabuğunda törpülenip kendi grisinde yaşamaya alıştırıldı? Şimdilik cama kadar uzanabiliyorum. Belki içimdeki kabuk bana yeni bir konfor alanı için zaman veriyor. Tahmini olarak kestiremediğim bu durum, benim yalnızlığımla az önce oturup bir şeyler içtiğim kadar hayal de olabilir. Çiçek en güzel rengiyle dışarıda ya da ben en gri rengimle körüm…

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.