Deneme 2 dk okuma

Umut

Birinin bu dünyaya ait olup olmadığını gülmeyi keşfettiğinde anlayabilirsiniz. Size dokunabilen insanların sizde bıraktığı değerler, sizin içinizde oluşan yaralara sebep olabilir ya da içinizdeki yaraların kapanmasında etkin rol oynayabilir. Birçoğumuzun beklediği mutluluğu yaşamamak için elinden geleni yapmaları, en büyük pişmanlıklarının geride bırakılmayacak kadar kendilerine yapışmalarına sebep olmakta. Çevrenizde ne kadar çok insanın olduğunun bir önemi olmadığını, çevrenizdeki insanların size dokunmayı bıraktığında fark etmeye başlayacaksınız. Oysa harika başlayan bir dizinin erken final vermesine anlam veremediğiniz gibi, sadece size ait olan dünyanın başlangıcından itibaren sürenin ne kadar kısa olduğunu fark ettiğinizde, bu dizilerdeki anlam veremeyişinizi hatırlayıp hayatınızın son finalini yapıyor olabilirsiniz. Oysa güzel başlayan şeylerin güzel olarak tanımlanmasını siz istemediğiniz için kötüye dönüştüğünü kabullenmiş olsaydınız, güzel olarak başlayacak şeylerin aslında hiçbir zaman başlamasına izin vermeden hayatınızın kaldığı karanlık kısmında yaşama devam edebilecektiniz. En sevdiğiniz şarkı sizin kulaklarınıza değdiğinde bir anda göğüs kafesinizde bir ağırlık hissetmeye başlarsınız. Bu ağırlık sizin acılarınızın ne kadar güçlü olduğunu ve her sevdiğiniz şarkıda o göğüs kafesinizin tam ortasından bir bıçak ile dışarı çıktığını hissetmeye başlayacaksınız. Peki sonra? İnsanların umut etmeleri gereken şeyleri umutsuzluklarıyla beslemeleri, bu dünyadaki yapılması gereken en aptalca durum olarak gözükmekte. Nitekim yaşadığımız tüm yaşantıların final sahnesi gelene kadar ardı arkası kesilmeden devam edeceğine neden inanmıyoruz, bilmiyorum. Birçok çiçeğin bir bahçede yetişmesi muhtemel. Birçok çiçek arasından size ait olan çiçeği sevmek bir o kadar umutsuz geliyor size. Bunun sebebi diğer çiçekler değil, yanlış bahçede benimsediğimiz çiçekler. “Yağmurlar hepimize aynıydı fakat biz toprak beğenmedik” sözünü söylemek çok yerinde olurdu şu an. Nitekim sizin için geçerli gördüğünüz doğrularınız, doğru hayat olarak belirlediğiniz yanlışlıklarınızla gün be gün umut ile yeşerirken toprak sizi oyalamaya, yağmur ise sizi terk etmeye başlayacak. Peki sonra?

Zamanın ne kadar çabuk geçtiğini hatırlamadığınız zamanlarda yine aklına güzel bir şarkıda o bıçak hissi ile acılarınız gelecek. Tarif edemediğiniz bu acıya yeni toprağınız şaşıracak, yağmurunuz belki de korkacak. Zaten hep değil mi bu kadar kalabalık içinde yalnız oluşumuz, tüm umutlarımızı ektiğimiz toprağın bize verdiği umutsuzluğu yağmur ile bereketlendirmemiz? “İyi olan kazanmalı” dediğimiz dünyada hepimiz aynı sezon finaline denk geliyoruz. Kimimiz umutlarıyla, kimimiz toprağıyla baş başa. Son, yeni bir toprağı aramayacak kadar geç, yağmuru gelişi kadar erken olacak. Hiçbir çiçek yetişmez dediğim toprağıma düşen tohum şimdi yağmur bekliyor, umutsuzluğu hasat ettiğim acılarımı güzel bir şarkı ile terk ediyor.

Zaman geçiyor ve final yaklaşıyor.

Yorumlar

    Yorum yazın

    Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır. Adınız ve yorumunuz herkese açık görünür. IP adresiniz kaydedilmez.