Vedalaşmadan
Vedalaşma
Seninle vedalaşmadığımızı hatırlıyorum. Aslında kendime bunu inandıracak kadar seni özlediğimi fark ettiğim yeni bir güne başladım. Sana dair her şeyi sildiğime emin olduğum anda zihnimin benim için planları olduğunun farkında değildim. Bir fotoğrafın rüyası için uyumamaya çalışmak, yaşanılan tüm zorluklara göğüs gerebilen biri için kolay gibi gözüküyor olabilir; aslında durum tam tersi, içimdeki bu huzursuzluğun sahibi seni unutamamış olmamın bana verdiği bir hediye. Yürüdüğüm yolda karşılaşmak için attığım her adımda aklıma aynı şehir değil, aynı hayatta içerisinde olmadığımız geliyor aslında. Bir metro durağında gözlerinin içine bakabilecek cesarete sahip olduğum anda bir metronun bile olmadığı bir yerin en ücra köşesindeyim. İnsan bir karanlığa düştüğünde tekrar o karanlıktan çıkabileceğine umut edemiyor diye düşünürdüm. Bir sabahın aydınlığında bakabildiğim kadar bakmak istediğim gözlerine, zihnim sayesinde bakmaktan sıkılacağımı düşünürcesine bakmamı sağlıyor. Delirdiğimi hissediyorum sanırım; yediğim yemeklerin, dinlediğim müziklerin, sevdiğim ne varsa içinde oluşunu görüyor oluşum bana verilen bir hediye değil de sanki verilmesi gereken bir diyet gibi hissettiriyor. İnsan doğar, büyür ve ölür; bu kısa döngü içerisinde yaşaman gereken ne varsa yaşaman gerekiyor. Sevmek zamanı gibi, takımına bağlılık yemini edercesine destekleyen bir holigan edasıyla değildi belki. Güneşin kızıllığında serinleten o rüzgârın sarılması gibi tarif ederdim. Acımasızlığın içinde yalnızlaşmaya çalışan biri gibi değil belki. Guguk kuşlarının söylediği şarkılarda dans eden çiçekler gibi mesela. Nereye gideceğimi bilmiyorum şimdi; attığım her adımın kararlılığından bir eser kalmadığı gibi, sanki bir kararlılığım varmış yalanı içinde zihnimin bana verdiği yolu izlemeye çalışıyorum. Tüm yollar sana çıkıyor fakat ben bu tüm yolların sonunda sana çıkamadığımı biliyorum. Sırrına eremediğim bir hayatın beşiğindeyim şimdi. Son perdenin bende bıraktığı bu alkışlara boğulan kulaklarım sadece senin sesini duymak için engelleri aşar gibi; oysa ne sen alkışlayanlar arasında ne de kulaklarımın seni bulmak istediği şarkıda. Birçok ikilemin içerisinde yaşamaya başladım. Kalbimin bu ağır ve tarif edilemez hasreti karşısında zihnimin mutlu bir şekilde bunu izlemesi ve ben bunları yaşıyor olurken, senden gelebilecek bir ışığın ne kadar süresi kaldığını hesaplamaya adadım kendimi: “Kent trilyon çarpı uzay boşluğunun sonsuz kuvveti.”
Mutsuzluk mu?
Gülebildiğimiz zamanların bizim için kısıtlı olduğunun farkında yaşamalıyız. Çünkü insan olarak nerede ağlayabileceğimizi bilmeden yaşadığımızı unutuyoruz. Hepimizin içinde beslediği bencilliğin sevgimize saldırmaya başladığında bencilliğimizin yanında saf tutacağız sanırım. Çünkü sevgimizi parçalara ayıran bencilliğin bize söylediği o güzel yalanın inancına sahibiz: “Sen mutsuzsun.” Aslında mutsuzluğun tarifini ben, bayramlarda gittiğimiz evlerdeki en kötü şeker ve çikolatayı ikram eden akraba/tanıdıklara benzetiyorum. Fiyatını bile bilmediğim ama ambalajından baktığımda cebimde topladığım bayram harçlıklarından bile az fiyatının olduğuna eminim. Mutsuzluk nasıl yaşanmalı mesela? Her şeyi kaybeden bir insana ait mi olmalı mutsuzluk? Neyi değiştirmek istersek isteyelim vazgeçemediğimiz şey mutsuzluğumuz değil de bencilliğimiz gibi geliyor. İnsanoğlu bu bencilliğine olan aşkını ne zaman terk ederse mutsuzluğunun aslında sadece ona ait olmadığını fark edebilir. Oysa insanlar mutsuzluklarını birilerine adamaya ant içmişçesine yaşamayı görev edinmiş. Gerçek mutsuzluk yalnızlığı size hediye etmez; gerçek mutsuzluk size bir çıkış yolu aramanız için süre verir, en yakınınızı terk etmediğiniz gibi size dair duygularını bildiğiniz insanları hiç etmenizi söylemez. Mutsuzluğunuzun bir çantada saklanıyor olması sizin bunu birilerine bulaştıracağınız anlamına gelmiyor. Ah işte, insanoğlu kendinde olan kötüyü dağıtmayı çok sever. Bir labirent içinde olabilirsiniz, bu o labirentten çıkamayacağınız anlamına gelmiyor; çünkü her labirent bir iz olur, tıpkı hayatınızdaki insanların size verdiği ışık gibi. Kör birine gökyüzünü gör demek gibi değil bu durum; görebildiğiniz çıkışın mutsuzluğunuzla beraber çıkmanız gerektiğini belirten ışıklar vardır. Ama söylediğim gibi işte, insanoğlu kendinde olan kötüyü paylaşmadan duramaz. Kopartılan çiçeklerin solduğu bir evredeyiz. Mutsuzluğumuzla devam ettiğimiz hayatımızda paylaşmamız gerekenin sadece güldüğümüz birkaç hatıra olmadığını fark edeceğiz. Zaman akıp gidiyorken bir yerlerde durup mutsuzluğumuza yaslanmasaydık keşke diyeceğiz. Ne fark eder ki artık, mutsuzluğumuzu zaten haberi olmadan en sevdiğimize verdik; onun bu mutsuzlukla neler yapabileceğini düşünmekten korktuğumuzu kendimize dahi söylemeden yaşamayı tercih ettik. Aptal insan cümlesi: “Bir kapı kapanır, bir kapı açılır.” Doğru olanın kapanan kapılar değil de kapanan o kapıların ardındaki mutsuzlukla insanların neler yapabileceğini görmeden yaşamaya çalışmak. İnsan zaten her zaman nasıl mutlu olmayı başarabilir ki? Mutsuzluğun seçimiyle yaşayanların gerçekten bu mutsuzluğun seçimiyle yaşamadığını hepimiz biliyoruz. Ani kilo kaybı, göz altlarının çökmesi, uykusuzluk, titreme. Gerçek mutsuzluğun size kazandırdıklarını size söyledim, ne eksik ne fazla. Gerçek mutsuzluğun size ait olmadan sizinle yaşamaya başlayan kısmı: güvensizlik, sevgisizlik, bir yere ait olamama. Seçtiğiniz tarafın size kazandırdıkları sizi mutlu edecektir; çünkü kapalı olan kapıların ardındaki gerçek mutsuzluğu yaşamadan hayatınıza kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.
Kalbimdeki ağrı biraz daha ağırlaştı sanırım. Nilgün Marmara ruhu, Turgut Uyar çaresizliği başladı.
Kapanış Konuşması
Bitirmek gerekiyor artık bazı şeyleri. İyi bir insan olamadığımız hayatımızda iyi bir şeylerin de ellerimizden kayıp gittiğini gördüğümüzde ne mutsuzluğumuz kalıyor bizimle ne de vedalaşmanın bir anlamı. Tanımadığımız bir yüz görür gibi gelmeyecek karşılaşmalarımız. Sayısını bilmediğimiz kadar hatıranın bizi her gün esir almasını bekleyecek, yapılan bu işkencenin bizi hissizleştirmesini bekleyeceğiz. En güzel şarkıların içinde oluşumuzu hatırladığımızda birimizin gözünden yaş gelirse artacak acılarımız. İçimize ağladığımız gecelerin sabahı olduğunda çıkmayacak bizim sesimiz. “Nasılsın?” sorusu için “İyiyim” cevabı bir telesekreter mesajı gibi dilimizde olsa da yüzümüzdeki hüznün tarifini bilemeyecek kimse. “İyi ki varsın” cümlesinin verdiği acıyla yaşlanıp gideceğiz. Bir yol ayrımındayız şimdi; vedalaşmadan çıktığımız yolda birimiz aynı yerinde kalmayı tercih edecek. Birçok şey olacak ama hiçbir şey olmayacak sanırım. Sen dağlara denizlere sığmayacak kadar güzelken ben dağları denizleri göremeyecek kadar kör olacağım. Kavuşmalarımız olmayacak; filmlerdeki gibi aynı şehrin ışıklarını söndürmemize gerek kalmayacak. Ben sigaramı azaltmayacağım, sen vazgeçmeyeceksin inadından. Yeni bir yaşam seçeceğiz belki de; aynı pencereden bakmadığımız hayatımızda birimiz pes etmeyi deneyecek. Ne değişir ki şimdi, devam eden hayatımızda hangimiz daha çok acı çekiyor, nereden bileceğiz?
Sezen Aksu’nun dediği gibi olacak: “Git-me” dediği yerde kalacağım ben; sense gittiğin yerde mutlu olabilecek kadar yaşamayı tercih edeceksin. Belki gitmeyeceksin bir yere. Ne sen yarım kalacaksın ne ben senin yarında; oysa seninle olan birçok yarına ihtiyaç varken şu zamanda. Korkulan olduğunda artık korkuya ihtiyaç kalmadığını biliyoruz. Sevgi ile yaşadığımız hayatımızda sevgisizliğin bize sarıldığını görüyorum artık; oysa seven insan nasıl yapar ki kapanış konuşmasını? İnsan kendine ne zaman yalan söyler bu kadar? Özlediği ne varsa inkâr edebilecek kadar yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirebilir. Neden bir kapanış konuşması yapma gereği yaşar ki insan? Kapanmaması gereken yaraların, kapanmaması gereken hayallerin ortasında neden aniden yaşlanır insan?
Sevmek, sevilmek için kaç gün daha gerekiyor insana? O gün kadar beklemeli mi? Yoksa geçen zamana inat edip kapanış konuşmasını mı beklemeli?
Bir yer biliyorum şimdi; hiçbir zaman adım atamayacağım ama hiçbir zaman unutmayacağım. Yürüsem sahile iner, beklesem gülüşünü görürüm. Kapanış konuşmasına gerek kalmadan yaşamayı bekler, kapanış konuşması sonrası seni.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.