Yürüdüm Bu Yollar
Yürüdüğüm bu yolları, adımlarımı saymadan; göğsümde biriken bu ağrının nefesimi keseceği güne kadar yürümek istiyorum. İçimizde bir deli yaşıyor, bir parazit… Kaçtığımız tüm sokakların lambaları sönüp, zifiri karanlığın içinden ensemizde biten bir kambur gibi. İnsan, içindekini öldürebildiği kadar kaç defa ölebilir? Kaç kez kendini öldürebilir? Sayısını hatırlamadığım kadar planım içinde kendimden kurtulma mücadelesi veriyorum. Başarısızlığın kaçıncı durağında bu kamburla sigara içtiğimi, bana ölmem için verdiği ama ölmemem için elinden gelen tüm bilgi birikimini aktarmasından yoruldum. Sıradan insanlar kadar sıradan olamayacak bir zihnin içinde yaşıyorum. Bu yazıyı yazarken kulağımda çalan No Clear Mind – Static şarkısı, bir anda ıslıkla dudaklarıma gelip tüm aydınlığımı benden alıyor. Metronun içindeki havayı soluyacak kadar yer altındayım. İnsanlığı dinleyecek kadar yakın bir lambanın bana bıraktığı aydınlığı, gerçekliğim gibi yaşıyor olmak; kendime dair tüm inançlarımı bitirdiği gibi, hayatımda olmak isteyen insanların bana olan inançlarını da o metronun zifiri karanlığında aydınlığa hasret bırakıyor. İçimdeki deliyi mutlu ettiği kadar üzüyor beni, bir kamburla yaşamayı öğrenme isteğim. Ciğerlerime biriken, bana bıraktığı zehirle devam ediyor. Saatin bir önemi yok. Elimde duran telefonun bana kaç bildirim bıraktığını göremeyecek kadar bilincimi yitiriyor olsam da bu deli kulağıma eğilip zamanımın henüz gelmediğini hatırlatıyor. Tüm acılarımı yeniden yaşatması, zihnimin tek sahibi olduğunu öğretiyor bana. Kaçımız bu kadar kalabalık içinde yalnızlığımızdan şikâyetçi değiliz ki? Hepimizin telefonlarında, saçma reklamlar haricinde birkaç sayılı insan tarafından hatırlanmak; tüm karanlığımızı ne zamandır aydınlatmıyor? Sorun kendinize şu soruyu: Ben bu yalnızlığımda ne kadar kalabalığım? Öldüğünüzde duyamayacağınız seslerin, öldüklerinde duyamayacağınız sesleri hatırladığınızda geliyor bu yalnızlık. Oysa mutluluğunuzun bu “insan kalabalığı” denilen uyuşturucuya ihtiyaç duyması, içinizdeki delinin size ne kadar yalnız olduğunuzu hatırlatmasıyla başlıyor. Birini sevebilir, birini üzebilirsiniz; ama tüm hatıralarınız, içinizdeki bu deliyle tekrar tekrar size geldiğinde, işte o zaman bu insan kalabalığı denilen uyuşturucu içinde, güzel anılarınızı size en sevdiğiniz şarkının nakaratıyla tekrarlatmaya başlıyor. Hayal ediyoruz şimdi… Kimimiz göğe bakıyor, kimimiz yere. Konuların birbirinden bağımsız olması bile, içimizdeki delinin bize yaşattığı acı tatlı hatıraların bir derlemesi aslında. En azından ben, bu derlemenin içinde ömrümü tüketmeye mahkûm edilmiş gibi yaşamaya devam ediyorum. Belki yalnız değilizdir; siz de sevdiğiniz şarkıları göğe bakarak dinliyorsunuzdur. Belki de deli, gökyüzünün size ait olmadığını söyleyip yere bakmanız için zihninizde yeni bir acıyı canlandırıyordur. Zaman akıp geçiyor. İçimdeki deli bir sigara daha yakıyor. Canımın ne kadar acıyacağını bildiği hâlde, yaşamıma ait iz bırakan tüm kül tablasını deşmeye devam ediyor. Orhan Veli gibi ölüyorum sanırım; kimse fark etmiyor, yemek yiyorum. Bir parazitim var benim… Sizde de var. Ben bir dibe mahkûm olabilecek kadar zaman geçirdim; belki sizde gökyüzü hâlâ mavidir.
Beğendiyseniz paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.